24 Mart 2018 Cumartesi

Mindfulness | Bilinçli Farkındalık ya da Anda Kalmak nedir?


Anda kalmak ya da anı yaşamak, nefese odaklanmak... Bu kavramlara bir yerlerde en azından bir kere denk gelmişsinizdir. Ama hiç gerçekten ne anlam ifade ettiklerini düşündünüz mü? Bu yazıda konuyu size olabildiğince doğru anlatmak adına okuduğum birçok yazardan alıntı yaparak ilerleyeceğim. Başka bir deyişle; benim de öğrendiğim ve kendime bunları uygulamalıyım dediğim açıklamalar ve yöntemlerle hazırladım bu yazıyı. Arada bol bol isim geçireceğim. Konu hakkında daha da detaylı okuma yapmak isteyenler verdiğim yazar ve kitap isimlerine daha detaylı bakabilir. 

Mindfulness kavramına detaylı bir girişten önce Esra Sert'ten bir alıntı yapmak istiyorum. Mindfulness temelli yoga eğitimi veren Esra Hanım bunu kaplar üzerinden çok yalın bir şekilde anlatmayı başarıyor: 

"Sinir sistemimiz bir kap gibidir. Duygular bu kaba dolup boşalır. Sinir sistemimiz esnektir. Duyguları değiştiremeyiz ama kabımızı büyütebiliriz. Mindfulness sinir sistemi üzerinde bir çalışmadır. Kabımızı büyütür. Böylece duygular taşıp yakıp yıkmaz. Duygular aynı olsa da tecrübe etme seklimiz çok farklı olur."

Farklı düşünürlerden ve kendi deneyimlerimden biraz daha detay verince Esra Sert'in bu benzetmesinin daha da anlaşılır hale geleceğini düşünüyorum. 

Benim farkındalık ile gerçek anlamda tanışmam 2016'nın Mart ayında katıldığım bir eğitimle oldu. Eğitimin adı Dişil Gücümüze Dönüş'tü ama anlatılan her şeyin temelinde "farkındalık" kavramı yatıyordu. Anda kalmayı deneyimlemeden konuda ilerlemek mümkün değildi adeta. Peki neydi anda kalmak? Nilüfer Devecigil, Işığın Yolu kitabında şöyle açıklıyor bunu: O anın içinde kişinin kendine ve dışardan gelen tecrübelere dikkat vermesi. 

Biz eğitimlerde genelde Zen ustası Thich Nath Hanh'ın önerilerine kulak vererek bu dikkat verme pratiğine çalıştık. Thich Nath Hanh (konu hakkında birçok kitabı var, mesela Farkındalığın Mucizesi ile başlayabilirsiniz) aklımıza geldikçe nefes alarak ana gelmeye çağırıyor bizi. Bunu sağlamak için de günlük hayattan bir şeyleri seçmemizi söylüyor. Mesela masa başı bir işiniz var. Her telefon çaldığında önce derin 1-2 nefes alın, sonra o telefonu açın diyor. Böylece telefon çaldığında o anda daldığınız işten, düşüncelerden vs sıyrılarak o ana gelip telefona da bu şekilde cevap vermeniz sağlanıyor. 

Günlük hayatta birçok şeyi nasıl da ıskaladığımızı düşünün : televizyona bakarak yenen yemekleri, telefonla uğraşarak katıldığımız sohbetleri ya da toplantıları ya da aklımızda binbir düşünce ile içtiğimiz çayları... Bunların hepsini ya da en azından dilediklerimizi birer farkındalık alıştırmasına döndürebiliriz. Tek başına içtiğiniz bir bardak çayı ele alalım. Çayı içerken çaya odaklanın. Çay bardağını tutarken elinizi nasıl ısıttığını, aldığımız ilk yudumda taddığımız aromayı, boğazınızdan akıp gitmesini. Hepsinin farkına vararak için çayınızı. Alın size farkındalık egzersizinin kralı!
Ya da otobüste, arabada oturduğunuzu düşünelim. Kulaklığınızı takıp Facebook'ta video izlemek yerine vücudunuza odaklanın. Koltuk sert mi, yumuşak mı? Koltuğa değen sırtınızın bacaklarınızın farkına varın. Ayaklarınızın yeri hissetmesine bakın. 

Bunlar somut çalışmalardı, sonra da biraz duygularınıza odaklanalım mı? Duygularımızın farkına varalım ikinci aşama olarak. Bir konuşma içindesiniz, karşınızdaki kişi birden sizin üzerinizden bir şaka yaptı. Bu şaka sizi sinirlendirdi. Hemen o sinirle tepki vermek yerine bir durup duygularınızı izleyin. Hatta somutlaştırın, ellerinizde sıcaklık mı hissettiniz, boğazınızda bir düğümlenme mi ya da karnınız mı kasıldı? Önce farkına varın, sonra da eğitimlerdeki dili kullanırsak "bu duygulara alan verin" yani duygularınızı yaşamaya izin verin ve bunların hepsinin geçici olacağını hatırlayın. 

Bu sayede yaşadığınız şeyleri iyi, kötü diye etiketlemeden ilerleyebileceksiniz. Özellikle farkındalık kasınızı geliştirdiğinizde (kas diyorum çünkü gerçekten pratik yaptıkça aynı bir kas gibi gelişiyor) stres anlarında kendinizi strese kaptırıp en kötü senaryoları kurup onlara sinirlenmek yerine nefesinize odaklanarak, duygularınızın farkına vararak o zor anları daha kolay atlatabileceksiniz.

Şimdiki Zamanın İçinde kitabının yazarı Selmin Erk ise bilinçli farkındalığı açıklarken günlük hayatı oto-pilotta yaşadığımızdan ve anda olan bir çok şeyi kaçırdığımızdan bu nedenle de birçok şeyi kaçırdığımızdan bahsediyor. Ancak dikkatimizi duyulara ve nefes alıp vermeye odakladığımızda zihnin sakinleştiğini belirtiyor. 

Bu arada bir parantez açarak farkındalık çalışmalarının bir din ya da inanç sistemine bağlı olmadığını da belirtmekte fayda var. Yine Selmin Hanım'dan alıntılamak istiyorum: Farkındalık çalışmaları yaptığınızda; iç huzurunuz artar. Ani tepki ve öfkeye teslim olmak yerine stres altında daha sakin kalabilirsiniz. Verimliliğiniz artar. Dikkatinizi daha kolay toplarsınız. Başka bakış açılarını da görebilir, çözüme daha kolay gidebilirsiniz. 

Özellikle dikkat eksikliği ve odaklanamama; stres, kaygı ve depresyon; öfke, kızgınlık gibi yıkıcı duygular; uykusuzluk - gerginlik, mutsuzluk, isteksizlik, motivasyon düşüklüğü gibi sorunlarınız varsa her gün yapacağınız mindfulness çalışmalarının olumlu etkisini görebilirsiniz.

Peki mindfulness için bir yaş sınırı var mı derseniz, Sepin İnceer'le de tanışmanızı tavsiye ederim. Çocuklar için Mindfulness eğitimleri veren İnceer'in hayali mindfulness'ın okul müfredatlarına girmesi. 5 yaşından itibaren çocuklar ve ergenler için Farkındalık ve Dikkat Eğitimi düzenleyen Sepin İnceer'e göre bu eğitimin faydaları şöyle: 
Kaynak : Sepin İnceer'in Instagram hesabı

Bazı diyetisyenler farkındalığı yemek yeme düzenine taşıyarak danışanlarına fayda sağlamayı amaçlıyorlar. Bir düşünün; mutlaka kendinizde ya da çevrenizde görebileceğiniz bir davranıştır kendini kaptırarak hatta koşturarak yemek yemek. O zaman insan ne yediğinin tadını alır ne de doyduğunun farkına varır. Oysa farkındalıkla yemek yediğinde kişi, yemek yeme eylemine odaklanır. Yediği şeyi 1den çok duyu organıyla deneyimler; yani tatmaktan fazlasını yapar.
Geçen yaz katıldığımız iki günlük bir sağlıklı yaşam etkinliğinde ilk akşam bitiminde seans yapan bir diyetisyen bize grup halinde bir deney yaptırdı. Hepimize birer kuru üzüm vererek bizi adım adım yönlendirdi, bu deneyi herhangi bir yemeğe uyarlarsak: Farkındalıkla yemek yiyen kişi önce yemeğine bakar, rengine, şekline... Sonra koklar. Tatmadan önce yemeğin kokusuyla tadı hakkında bir fikir sahibi olmaya çalışır. Katı bir şey ise dokunur. Mesela ekmekse çıtır mı yumuşak mı inceler. Hatta sesine bakar, bölerken ses çıkarıyor mu? Mesela fajita yediğinizde tabaktan gelen çıtırtıları düşünün ya da sodanın fısıltısını.. Sonra da artık tadına bakar. Üzüm testinde önce 1 üzümü bu şekilde oldukça yavaş bir şekilde, 5 duyumuzla algıladıktan sonra yiyoruz, sonra 2 üzüm daha yediğinizde üzümün tadına her şekilde vakıf oluyoruz.

Doçent Dr. Zühre Atalay farkındalıkla yemek yeme konusunda çok güzel bir açıklama yapıyor: "Az fazladır ilkesinden yola çıkarak şuna dikkat edebiliriz; 3 tane üzümden sonra şu an ağzınızın içinde üzüm tadı vardır. Bir doyum almışsınızdır. Bizler genelde birşeyin daha çok tadını almak için daha çok yapmak gerektiğini düşünürüz. Yani bir avuç üzüm yediğimizde daha çok tad alacağımıza inanırız. Daha çok doymak için daha büyük dilimler ısırırız. Genellikle aşırı yeme veya duygusal yeme davranışı bu yüzden gösterilir. Oysa az şeyden de fazla haz almamız mümkündür. Hazzın fazlalığı yaptığımızın şeyin fazla olmasıyla doğru ilişkili değildir. Durduğumuz ve dikkatimizi verdiğimiz zaman o andaki her bir duyumu, her bir anı fark edebiliriz."

Eğer farkındalığınızı geliştirmek için bir el kitabım olsun, her gün bana değişik alıştırmalar önersin derseniz de "Şimdi, Buradayım" isimli kitabı alabilirsiniz. İçinde 4 başlık altında (geliştirme, yoğunlaşma, gözlemleme ve hissetme) 100'e yakın alıştırma var. Alıştırmaların çoğunu kitap üzerinde yaptığınız için bir nevi akıllı defter de denebilir. 

Ben yukarda da bahsettiğim gibi 2 yıldır düzenli olmasa da farkındalığımı geliştirmek adına çalışmalar yapıyorum. Esra Sert'in bahsettiği "kabımın gelişmesi" bendeki en görülür etki olduğu için sanırım yazıya da onunla başlamak istedim. Çünkü bir gün bu tanımı tesadüfen (sponsorlu gönderi) karşıma çıktığında, işte bu dedim kendi kendime. 

Eskiden çok büyük sinir patlamaları yaşarken bu konuda ilerleme yaşadığıma inanıyorum. 
Ben kendime çocuğumun uyumasını zaman olarak seçmiştim. Daha önceleri oğlumla beraber odaya gidip onun uyuması için ona destek olurken çok sıkılır, bir an önce uyusa da gitsem derdim. Işıktan rahatsız olduğu için kitap okuyamaz ya da telefonumda bir şeyler yapamazdım. Ama sonra bu uyku saatini farkındalık meditasyonu yapmaya ayırdım. Üstelik bendeki rahatlamanın da oğlumun uyumasına da etkisini zamanla fark ettim (biliyorsunuz çocuklar ebeveynlerinin gerginliğini hemen yansıtırlar, ama işin güzel yanı sizin pozitif ruh halinizi de aynı şekilde yansıtmaları). 

Bu yazıyı Mevlana'nın Misafirhane'si ile bitirmek istiyorum. Eğer daha önce çok bilgi sahibi olmadığınız bir kavramsa biraz olsun dikkatinizi çekebilmiş ve sizi aydınlatabilmişimdir umarım.

İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.
Bir sevinc, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak birşeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.
Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.
Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.
Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.
Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder