15 Kasım 2017 Çarşamba

Fast Fashion | Hızlı Moda Nedir?

Baharda Amazon’a üye oldum ve bir Kindle alamasam da telefon ve iPad’ime Kindle uygulamasını indirdim. Amazon’un en sevdiğim özelliklerinden birisi bilmediğin bir kitabın eğer Kindle versiyonu varsa girişten bir kısmı Kindle uygulamasına indirebilmek. Böylece 20-30 sayfa okuduktan sonra kitabın gerisini merak ediyorsanız alabiliyorsunuz.

İşte tam bu şekilde indirdim Overdressed kitabını. Kitap o kadar hoşuma gitti ki hemen yazarının instagram hesabını buldum. Derken kitabı biraz yavaş okusam da sadeleşmenin bir ayağı olan hızlı moda / fast fashion konularına da ilgi duymaya başladım.

Yazar Elizabeth L. Cline kitabın başında şöyle diyor:  Çoğunlukla ikinci el alışveriş yaparken ucuz kıyafetlerin çıkışıyla mağazalardan her zamankinden çok ucuz ucuz kıyafetler almaya başladım. Etrafımdaki herkes gibi üzerine çok düşünmeden ucuz modaya kapılmıştım. Bir gazeteci olarak sonunda bu ucuz modanın arkasındaki gizli giderleri ve endüstriyi merak etmeye başladım.

Hızlı moda dediğimiz ne peki? Geniş bir tanım yapacak olursak kaliteye çok da önem verilmeden yılda 2 ya da 4 sezon yerine iki haftada bir değişen koleksiyonlar, bir mağazaya gittiğinizde gördüğünüz kıyafeti bir dahaki gidişinizde bulamamanız, ürünlerin fiyatının ucuzlaması, bu ucuzluk nedeniyle “giymezsem atarım/veririm” düşüncesiyle fazla fazla almak, arka planda ise bu ucuzluğu yakalayabilmek için üretimin ucuz işçilik olan ülkere kayması. Hep sadeleşmeden konuşuyoruz ya elden çıkardığınız kıyafetlerin, ayakkabıların kaçının üzerinde hala etiketi vardı??


Şimdi bir kendinizi düşünün, modanın sürekli değişmesi sizi etkiliyor mu? X bir mağazaya girip bir şey beğendiğinizde bir sonraki gelişinizde onu bulmayacak olmak sizi o kıyafeti almaya itiyor mu? Ya da kaç kere beğendiğiniz bir kıyafeti denemeden “Amaaan olmazsa da bakalım, veririm birine” dediniz. Birçok kişinin psikolojik bir para sınırı var. Herkesinki farklı tabii ama çoğumuz aldığımız şey o para sınırının altında ise (mesela 20Lira) o kıyafetin üzerine olmadığını ya da evdeki hiçbir şeyle uymadığını fark ederse gidip değiştirmiyor. Çünkü o kıyafete ödediği paranın o çabaya değmeyeceğini düşünüyor.  

Geçenlerde bir mağazaya girdim. Arkadaşımın aklında olan bir ayakkabıya bakması gerekiyordu. 2 haftada bir sezonu değişen markalardan biri. Benim alacağım bir şey olmadığı için raflarda takıldım. Mevsim itibariyle genellikle kazaklar ve hırkalar ağırlıktaydı. Aynı geçen gün instagramda gelişigüzel baktığım gibi burda da rastgele belki 6-7 tane ürünün etiketine baktım. Hepsi ama hepsi %70 ya da üzeri polyester içeriyordu. Gerçekten sinir bozucu. Ve hiçbirinin fiyatı da düşük değildi. Sezon ürünü oldukları İçin gayet yüksek fiyatlıydı. Kazaklar vs zaten tshirtlere göre de pahalı. E peki üretim Çin’deyse malzeme de naylondan hallice ise neden bu kadar pahalı? 

L. Cline kitabında ziyaret ettiği üretim fabrikalarındaki çalışma koşullarından da bahsediyor. Ne yazık ki çoğunda durum içler acısı. Tahmin edebileceğiniz gibi fiziki koşulların kötülüğü, maaşların azlığı başı çeken negatif etmenler. Yukarda gördüğünüz fotoğraftaki gibi 1 doların altına yapılan kıyafetler ve bunların misli katlara alıcılara ulaşması. 

Aslında hepimiz çok ucuz bir şey aldığımızda bunu bir an belli bir sn bile olsa sorguluyoruz. Sadece kumaşını alsan x lira tutar, bunu nasıl bu paraya satıyorlar diye bir düşünürüz ama aldığımız kıyafetin arkasındaki hikayeye çok da takılmayız. Işıklar altında, şık ya da modern raflarda müziğin etkisiyle o kıyafetin üretildiği yer artık çok geride kalmıştır. Şu yanılgı da olmasın. Bir kıyafetin pahalılığı onu otomatik olarak kaliteli yapmıyor. Ne yazık ki kumaşların ve dikişlerin kalitesizliği artık tüm markalarda karşımıza çıkabilen bir şey. 

Peki ne yapalım? Hiç mi almayalım? Ben tabii size bunu öneremem. Hiç almamak kadar radikal bir yol yerine her konuda olduğu gibi alışverişte de daha bilinçli hareket ederek moda endüstrisindeki bu kötüleşmedeki etkimizi azaltabiliriz. 

  • Trendlere kapılmayın. Güzel ya da ilgi çekici bir kıyafeti arkadaşınızın üzerinde, vitrinde ya da dergide de sevebileceğinizi bilin. Her bir moda akımına uymaya , onun gerektirdiği şeyleri almaya mecbur hissetmeyin. 
  • Etikete bakmayı alışkanlık haline getirin. Kumaş çeşitlerini öğrenmek için şu yazıya göz atın
  • Kumaş çeşidini öğrendik. Güzel. Ama o kumaşın dokuması da önemli. Elinizde tutarken inceliğinden arkasını gördüğünüz bir Tshirt muhtemelen ilk yıkamada yamulacaktır. Sırf ucuz diye çöpe atacağınız bir şey almayın. 
  • Dikişler : her tarafından iplik sarkan bir kıyafet kendini anlatır da bazen biraz daha dikkatli bakmak gerekir. Paçalar ya da kollar simetrik mi , bel oyuntusu ya da sırt dikişi olması gereken yerde mi? Üşenmeyiniz. Deneyiniz. 
  • Basit tamirat öğrenin ya da bilenleri sevin, onlara iyi davranın. Bir sökük ya da yırtık yüzünden kıyafetlerinizi atmayın/ vermeyin. 
  • Dikim kıyafetler pahalı olabilir ama mahalle terziniz ya da ailede bilen biri varsa kumaşınızı seçin ve üzerinize tam oturan bir kıyafetiniz olsun. Mesela çalışıyorsanız bir etek olabilir bu. Nasıl hissettirdiğine bakın. Verdiğiniz para farkına değdiğine inanırsanız az ve öz şekilde ilerleyin. 3 tane Farklı modelde ve hiçbiri tam oturmayan siyah etek yerine bir tane 3ü fiyatına gelen dikim bir eteğiniz olsun gibi. 
  • İkinci el: neden bilmiyorum ikinci el giymekten çekinen çok kişi var ve tek sıkıntıları hijyen değil. Başka birinin gözden çıkardığı bir şeyi giymek ayıp gibi düşünülüyor sanırım. Gerçi artık yeni ikinci el platformlarının çıkmasıyla bu algı kırılacak gibi. Sizin sıkıntınız hijyense o zaman aileden ya da arkadaşlardan gelen önerilere açık olun. Eğer önerilen kıyafet temiz ve iyi koşullardaki ve size uygunsa (zevk ve beden olarak) alın. Arkadaşlarınızla da  bir gün düzenleyerek herkesin x adet kıyafet getirmesini sağlayarak kendi “Giysi Takası”nızı düzenleyebilirsiniz. Hatta bunu kitaplara vs için de uygulayabilirsiniz. 
  • Upcycle / İleri dönüşüm: paçası yıpranan kotunuz şorta, kollu gömleğiniz kolsuz bir bluza dönüşebilir. Fikirler sonsuz. Kumaşını sevip modelinden haz etmediğiniz her şey için müracaat Pinterest. 

Umarım size faydalı fikirler sunabilmişimdir. Sizin de değerli önerilerinizi bekliyorum.  



Illustration by: Alyssa Curry | Staff Illustrator





12 Kasım 2017 Pazar

Kumaş çeşitleri nelerdir?

Geçen gün dolabımda rastgele kıyafetlerin etiketlerini paylasınca instagramda gelen mesajlar bu konunun birçoğumuz için hassas olduğunu ama yine çoğunluğumuzun bilgisinin eksik olduğunu gösterdi. Ben de bugünkü Pazar yazımı kumaş çeşitlerine ayırmaya karar verdim.

(dolabınızda sadeleşmeye niyetlendiyseniz şu yazıyı okumayı unutmayın; kıyafetlerinizi eledikten sonra en iyi şekilde uzun zaman kullanmak içinse bu yazıya bakabilirsiniz) 

Mesela yünü düşünelim. Ben eskiden yün kazağın düşüncesine bile dayanamazdım. Şimdi anlıyorum ki benim yün kazak sandıklarım %100 yün değilmiş ki, sentetikten örülmüş şeylermiş. Yün meğerse yumuşacık ve terletmeyen bir hammaddeymiş. 

Diğer çeşitlere geçmeden öncelikle bilinen ilk kumaşa gidelim mi?
Bilinen ilk kumaş, Çatalhöyük'te yapılan kazı çalışmalarında kendirden dokunmuş bir keten parçasıymış. Keten bugün de en iyi kumaşlardan biri sayılıyor. Pamuk ne kadar doğal olsa da ne yazık ki tarımında kullanılan ilaçlardan çok etkileniyor. Tabii "petrol" çıktısı olan polyestere göre daha iyi olsa gerek. Ama Keten bu anlamda da daha temiz. 

Kumaş çeşitlerini temel olarak doğql ve sentetik olarak 2'ye ayırabiliriz. Kumaşın doğallığı da dokunduğu ipten, ipinki ise onu oluşturan liflerden geliyor. Lifler hayvansal (yün, ipek) ya da bitkisel (pamuk, keten) ise doğal kumaştan bahsedebiliriz. Sentetik lifler ise sentetik ip ve dolayısıyla sentetik kumaş olarak karşımıza çıkıyor. Yarı sentetik ipler selüloz(odun hamuru) dan oluşup rayon denen bir kumaşa dönüşüyor.   Viskoz, modal, asetat olarak da bilinir (viskoz da kötüymüş meğer). Bambu da yarı sentetik. 

Sentetik lifler ise tamamen kimyasal yöntemlerle üretiliyor. Naylon, polyester, polyamid, bunların hepsinin yapıları pet şişeler ile aynı! 
Doğal Kumaş Çeşitleri ; Nefes alan, terletmeyen ve alerjik özellikleri olmayan, çabuk buruşup, ütülenmesi zor olan ve bakımı zor olan kumaş çeşitleridir.
1-İpek (Silk)
2-Keten (Linen)
3-Yün (Wool)
4-Pamuk (Cotton)
Neden sentetik kumaşlar tercih ediliyor diye sorarsanız ise Hammadde ucuzluğunun yanı sıra Sentetik liften yapılmış giysilerin iyi görünmesi de önemli bir nedendir. Şekil tutar, buruşmaz, kolayca yıkanır, dayanıklıdır, boyalar kolayca renk atmaz. Bu kolaylıklarının yanı sıra sentetik kumaşlar iki ciddi sakınca vardır: hava geçirmez ve toz ve kir parçacıklarını absorbe etme eğilimdedir.
Kumaş çeşidi diye aradığınız zaten onlarca çeşit çıkıyor. Bunun nedeni az hammadde olsa da dokuma çeşidine göre bir hammaddeden birçok farklı kumaş çıkması. Örneğin pamuklulara bir bakalım: 
Basma kumaş, Blucin, kot, denim kumaş (denim, Jean fabric), Çarşaflık kumaş, damask kumaş (Damask fabric), Diril Kumaş, Diyagonal kumaş (Diagonal fabric), Etamin kumaş (Cross-stitch fabric), Gabardin kumaş (Gabardine fabric), Gaz bezi (Gauze), Gömleklik kumaş (Terry Koton), Kaput bezi, Krep kumaş (Crepe fabric), Mermerşahi kumaş (Mermerşahi fabric), Müslin kumaş (Müslin fabric), Opal kumaş ( Opal fabric), Organze kumaş (Organza fabric), Ottoman kumaş (Ottohman fabric), Pamuklu Jorjet (cotton georgette), Patiska kumaş (Batiste) ve dahası...
Okurken yoruldunuz mu benim gibi :)
Alışveriş yaparken en iyisi etiket okumak. Zaten etiketlerde bu detay değil de hammadde yer alıyor. 
Amacınız doğal hammaddelerin peşine düşmek olsun. Ama tercihe göre belli oranda karışımlara da onay verebilirsiniz. %90 pamuk ve % 10 Likra gibi. Yukarda saydıgımız kolaylıklarından dolayı kıyafetin pratikliğini arttırmak amacıyla kullanılan ve kumaşı domine etmeyen oranda sentetik çok da sorun olmayabilir. Ama bu oran sentetik tarafında arttıkça nefes almama terletme özelliklerinin artacağını unutmayın. Özellikle de iç çamaşırında %100 pamuk tercih edin. Atlette ise sıcak tutması adına %100 yün tercih edebilirsiniz. 
Hangilerine karşı dikkat edeceğimizi tekrar edelim:


Polyester, Naylon, Lycra, Akrilik, Asetat, Rayon, 

Yarı sentetik ipler içinse ben içime sinen bir açıklama bulamadım. Viskoz, Modal İçin hiç sorun yok diyen de var. Sonuçta yarı da olsa kimyasal diyen de. Elinizde halihazırda bu kumaşlardan kıyafet varsa onları giyip o gün daha dikkat edin kendinize. Sizi nasıl hissettirdiğine. Nefes almadığını hissederseniz elimizdekileri eşer ve bir daha alım yaparken o kumaşlara dikkat edersiniz. 

Yorumlarınızı bekliyorum. 🙋🏻‍♀️

9 Kasım 2017 Perşembe

Proje 333- Sadece 33 parça ile 3 ay dayanabilir misin | Kapsül Gardırop


Kasım ayında kıyafet konusuna farklı yönlerden eğileceğimizi söylemiştim. Bu haftanın teması ise Kapsül Gardırop.  Peki nedir kapsül gardırop? 

Gardırobunuzu sadeleştirdiniz ama bunu yaparken belli bir sayıda kalmadınız, sadece üzerinize uyan, sevdiğiniz ve düzenli olarak giydiğiniz kıyafetleri ayırdınız. Kapsül Gardıropta ise biraz daha daralmaya gidiyoruz. Mevsimine göre kıyafetten ayakkabıya daha az sayıda mesela Project 333’deki gibi 33 parçaya inerek gerçekten sabah ne giysem diye düşünmeden birbiri ile uyumlu kıyafetler arasından seçip çıkıyorsunuz. Kapsül gardırop biraz da daha stilize bir seçki, denenmiş, üzerinde düşünülmüş, parçaların birbiriyle uyum içinde olduğu yani sadece daha ferah bir dolap değil de daha estetik de bir dolap oluyor. 

Daha önce bir çok kez burda dünyadaki minimalizm challenge'larından bahsettim. Bugün bahsedeceğim, artık 5. senesini dolduran Proje 333'e odaklanmamın nedeni bu konuya ilgili olanlar arasında başarıyla uygulanması ve dile kolay 5 yıldır hala popülerliğini koruması.

Amerika'dan Norveç'e; Arjantin'den Tayland'a bir çok ülkeden bu challenge'a katılan (challenge lafı da çok fena ama konunun tam da kelimesi bu) minimalistler var. Ülkemizde ise Sade kitabının da yazarlarından olan Ege Erim blogu japonkedi'de düzenli olarak kendi kapsül gardırobunu paylaşıyor.

Kısaca projeyi anlatmak gerekirse;


  • Ne zaman: Bugünden itibaren 3 ay boyunca
  • Ne dahil: Kıyafet, aksesuar, mücevher, dış giyim (kaban vs) ve ayakkabı dahil 33 eşya
  • Ne dahil değil: şimdi sayacaklarımı bu 33'e ek olarak kullanabilirsiniz: evlilik yüzüğü gibi asla çıkarmadığınız şeyler, pijama, tayt, eşofman gibi ev kıyafetleri ve spor yapmak için giydiğiniz kıyafetler ve ayakkabılar, ev terliği - hile yapmak yok, o spor kıyafeti 33 eşya dışındaysa sadece spor yaparken giyilecek
  • Nasıl: 33 eşyayı seç, geri kalan her şeyi için kan ağlayarak da olsa ortadan kaldır, hatta kolile / kutula ve kaldır.
  • Peki başka: bu 33 eşyayı seçerken günlük hayatı, iş ortamını kotarabileceğiniz ve giyerken mutlu hissedeceğiniz parçaları seçin. Bu projenin amacı acı çekmek değil aksine başka bir alternatifin de olduğunu görmek. Eğer kıyafetler üstünüze oturmuyor ya da yırtık vs ise o kıyafeti listeden çıkarıp başka bir şeyle değiştirin.
Peki challenge'i başlatan Courtney 5 yılın sonunda ne çıkarımlar yapmış? İşte öğrendiği en önemli 10 şey:


  1. İnsanlar kendi giydiklerine sizin ne giydiğinizden daha çok önem verir.
  2. Bir t-shirt bana çok yakıştıysa her rengine ihtiyacım olduğu anlamına gelmez.
  3. Sahip olduğum kıyafetler üstüme uyuyorsa daha iyi hissediyor ve görünüyorum.
  4. Herhangi bir aktivite için 10dk içinde hazır olabilirim.
  5. Başka birinin benim dolabımda duran ama giymediğim o kıyafete benden daha çok ihtiyacı var.
  6. Dolabıma sığmamak gibi bir derdim yok.
  7. Eskiden ne giyeceğimi düşünmek için çok vakit harcardım.
  8. Projeyi erkekler de çok sevdi. 
    Paul'ün 33 eşyası
  9. Daha az kıyafetle yaşamak beni daha az eşyayla yaşamak konusunda cesaretlendirdi.
  10. Modayı takip etmek ve yenilikleri beğenmek için illa ki o kıyafete sahip olmama gerek yok
  11. Bir de bonus var: İngilizce gelsin: Simple is the new black


1 Kasım 2017 Çarşamba

Dolabınızı Nasıl Sadeleştirmelisiniz?



Sonunda Kasım geldi, uzun zamandır planladığım kıyafetlere dair her şey diyebileceğimiz kasım boyunca sürecek seriye “dolap sadeleştirme” konusu ile başlamak istedim. Herkesin sadeleşme alanında yaşadığı zorluk farklı olsa gerek. Hayattaki önceliklerimiz, zevklerimiz doğrultusunda kimimizin evdeki kitaplarıyla kimimizin dağılmış oyuncaklarla kimimizin ise kıyafetleriyle başı dertte.

Ben minimalizme ilk merak saldığımda kıyafetlerime çok ciddi bir eleme getirmiştim. Toplam kıyafetlerim bir şifonyer ile bir sıra askıya (bir gardırobun bir bölmesine) sığar hale gelmişti. Beni en çok zorlayan bir gün giyerim diye kenarda duran ama henüz bir kere bile giymemiş olduğum kıyafetlerdi.

Peki neden dolabımda bu kadar çok giymediğim kıyafet vardı?

Bunun ilk nedeni sanırım alınan- verilen kilolar. Çalışma hayatına girince hızla aldığım kilolar ama bu süreçte alışveriş yaparken hep ineceğim kiloya göre kıyafet almam günü gelip de gerçekten o kiloya düştüğümde ise artık o kıyafetin renginden modelinden sıkılmam ya da kilom düşse de bedenimin değişmiş olması… Sanırım bu birçoklarınıza çok da uzak bir hikaye değildir.

İkinci önemli neden ise kendimi ve gardırobumu yeterince iyi tanımamamdı. Kıyafetler veya ayakkabı alırken evde bununla birlikte giyebileceğim neler var (ya da daha güncel bir tabirle kombinleyeceğim) düşünmeden aldığım için tek başına çok güzel parçalar olsa da bir sürü kıyafet öyle kenarda kalıyordu. Ya da bir şeylerle uydursam da hiç istemediğim bir yerimi (mesela kalçalar…) vurguluyorlardı.

Bir başka neden de “ayıp olur” düşüncesi. Aileden ya da yakın arkadaşlardan gelen ama tarzım olmayan şeyler, şimdi gidip değiştirsem ayıp olur düşüncesi ya da daha da ilerisi el emeği şallar ya da dikim kıyafetler. Örneğin, annem terzi olduğu için tam da üzerime olan hatta bana en uygun kalıbı bulup onun üzerinden çeşitlemeler yaptığı çok elbisem vardı ama zaman geçtikçe her ne kadar modelleri tam cuk diye olsa da bu elbiselerin renk ya da desenleri bazen de kumasları beni rahatsız etmeye başlamıştı. Kendimi tanıdıkça renkler ve kumaşlar hakkında da daha seçici hale gelmiştim belki ama annemin oturup diktiği o elbiseleri elden çıkaramıyordum.

Ama bir noktadan sonra bir askıya en az 3 gömlek asıp çekmecelerimde bir şey bulmak için tüm her şeyi çıkarmam gerekince ve tabii o dönemde hayatıma da sadeleşme girince artık bir şey yapmam gerek dedim. 

Gelelim ne yaptığıma ve bu kadar çok kıyafetten nasıl içime sinen bir gardıroba kavuştuğuma (burda geçmiş zaman kullanmam gerek açıkcası, şu aralar yine alınan verilen kilolar ve hamilelik derken dolabımdaki en büyük sıkıntı 3 farklı bedende Hale’ye yetecek kadar kıyafet barındırması).

1. Bana çok uzak kilodaki kıyafetlerimi, yani giymek için 5 kilodan fazla bir farkım (az ya da çok) olması gerekenleri eledim. Bedenlerine göre ayırdım çünkü küçükler kadar az da olsa büyükler de vardı. Bir de iş ve günlük olarak da ayırıp Freecycle’dan verdim. Ben bunu yaparken henüz 2. El ürünlerin sitelerde satılması diye bir kavram ya da bu iş için app’ler yoktu. Bir elin parmakları kadar blogger kendi kıyafetlerini satıyordu. Ama yaygın bir şey değildi. Siz bugün bu işe kalkışırsanız
a.       İlçenizdeki Kıyafet kumbaraları
b.      Freecycle
c.       Giysi Takasları
d.      Modacruz, Dolap, Tarz2, Letgo gibi app ve siteler size yardımcı olacaktır.
Ancak lütfen şunu unutmayın kıyafetlerinizi birilerine bağışlayacaksanız / devredecekseniz onların lekesiz, temiz, mümkünsü ütülü ya da katlı ve tamir gerektirmeyen durumda olmasına özen gösterin.
Benimki gibi el işlerine meraklı bir anneniz ya da akrabanız varsa bağışlanamayacak durumdaki kıyafetleri ona bir gösterin, onların yaratıcılıklarını kullanarak neler yapacaklarını tahmin edemezsiniz.

      2. Mevcutta üzerime olan kıyafetleri tek tek giydim. Hatta kendimce kombinler yaptım. Beden olarak uyan ama gereksiz potu vs olanları tamirle toparlanmayacak gibiyse onları da eledim ve yine farklı kanallardan dağıttım (teyzeme verdiğim de oldu bir tanıdığa verdiğim de). Tadilat gerektirenleri annem sağolsun toparlattım. Geriye kalan alakasız renk, desen, kumaş vs alternatiflerle de içim biraz yansa da vedalaştım.
     
      3. Yukarıda söylediğim hediyeler, el yapımı ürünler de aynı şekilde dolabımla uyumlu değilse ya da beni rahatsız hissediyorsa gitti.
      4. Tabii hemen elimin gitmediği ama içime de çok sinmeyen bazı ürünler vardı, onları da inatla giymeye çalıştım. Farklı kombinler denedim. Baktım ki olmuyor, içlerinde rahat hissetmiyorum onlarla da sonraki zaman içinde peyder pey vedalaştım. Ve böylece tamamen içime sinen her parçasını severek giydiğim bir dolabım ol(muş)du.

Size iki pratik önerim daha var:
  1.       Sadeleşme hareketini zamana yaymak istiyorsanız dolabınızdaki tüm askıları terse çevirin, bir kıyafeti giydikçe onun askısını kendinize çevirin (tabii bunun için bir askıda bir kıyafet olması gerek). Belli bir zaman sonra, mesela 3 ay, hangi askıları hiç çevirmemişsseniz işte onlar elinizin gitmediği kıyafetler, rahatlıkla vedalaşabilirsiniz. Belki aralarında gece kıyafeti gibi gerçekten denk gelmediği için giyemedikleriniz vardır onları ayrıca değerlendirirsiniz.
  2.        Pinterest. Hep düğün, baby shower vs için fikir baktığımız Pinterest aslında stilinizi belirlemek için de çok iyi bir kaynak olabilir. Sokak stili, iş kıyafetleri gibi panolarınızı oluşturun, hayaliniz ile dolabınız ne kadar örtüşüyor ona bakın. 

  3. Ve bana kendi hikayenizi de yazın, ister burdan ister Instagram'dan. Sizin dolabınızda vazgeçemediğiniz parçalar neler? Nelerden rahatlıkla vazgeçtiniz? Sade bir dolap sizi daha mutlu ediyor mu? 



28 Ekim 2017 Cumartesi

Çocuklu hayatta sade bir düzen için 9 öneri

Bundan bir süre önce Kadıköy Anneleri için çocuklu hayat ve minimalizm üzerine bir yazı yazmıstım. Bugün bu yazıdan alıntılarla son 2 sene içinde bir sey değişmiş mi bir kontrol yapmak istedim kendi kendime. 

Çocuklu hayattan kastım gerçekten küçük çocuklu bir hayat, benim hala içinde olduğum; çocuğun kıyafetlerinin her 6 hatta 3 ayda bir yenilendiği oyuncaklarının da büyüme hızıyla evrim geçirdiği (önce sesli renkli oyuncaklar, sonra Legolar arabalar vs , yaşa göre değişen kitaplar...) dönemleri inceliyorum. Yaş 15 olunca bizi ne bekler henüz bilemiyorum: ) O dönemleri tecrübe edenler lütfen yorumlarıyla katılsın. 

Çocuk sürekli büyürken ve ihtiyaçları değişirken nasıl minimalist olmalı da evi bir ferahlatmalı?

1.  Dolaplarına düzenli aralıklarla bir check up yapmak: Çocuk büyüdükçe kıyafet alma dönemlerinin arası açılsa da boyları attıkça belli bir düzende dolaba bir el atmak gerekiyor. 1-1,5 yaşa kadar 3 ayda bir, sonrasında ise yazlık- kışlık ayarlamaları sırasında neler küçülmüş bir gözden geçirmek size çocuğunuzun dolabında ne var yok, yeni ihtiyaçar doğdu mu bir fikir verecek. Küçülenlerin akıbeti ise gelecekte bir çocuk planı var mı yok muya göre şekillenebilir: )

2. Sadece kıyafetler değil oyuncaklar da belli bir aralıkla elden geçmeli. Yine bebek döneminden küçük çocukluğa geçerken oyuncaklarda büyük bir değişim oluyor. Sonrasında biraz daha oturuyormuş hem zevkler hem de ihtiyaçlar. Ama siz bu dönemde yine de çocuğunuzun elini vs çizebilecek çatlak, kırık oyuncak var mı, pilli ise pili akmış mı vs gibi kontrolleri dönemsel yapın. 

3. Oyuncaklarını dönüşümlü olarak çıkarın. Bu benim çok uyguladığım ve çok yararını gördüğüm bir kural. Ne kadar çok oyuncak o kadar dağınıklık ve tatminsizlik ne yazık ki. Benim bir oğlum var ve arabalar hem onun en sevdiği hem de en çok hediye olarak gelen oyuncak. Ben de çareyi arabalarının bir kısmını kaldırmakta buldum. Geçenlerde ortadakileri kaldırıp dolaptakileri indirdim çok mutlu oldu. Oyun hamuru, kalem gibi bir setin yeterli olacağı şeylerde de fazlaları dolapta tutuyor birden hepsini çıkarmıyorum. Hatta çocuğunuzu tanıyor ve favori oyuncaklarından eminseniz bu kenara ayırdığınız oyuncakları direkt olarak bağışlayabilirsiniz.

4. Eğer banyo oyuncakları varsa mutlaka içlerini kontrol edin. Bizim evde hiç popüler bir kavram olmasa da banyo ördeği için sıkınca ses çıkaran ve içine su kaçan oyuncaklar özellikle bebekli ailelerde çok olabiliyor. İçlerindeki suyun küf yapması ihtimaline karşı bunları mutlaka kontrol edin.

5. Oyuncak ve kıyafetler gibi ilaçların da son kullanma tarihlerini kontrol edineski ilaçlardan kalma damlalık, plastik kaşıkları vs atın. 

6. Blogcuanne'nin de hep dediği gibi yardım değil iş bölümü: Çocuklarınızı takımın bir parçası yapın. Takibi zor ve sabır istese de bir oyuncaktan diğerine geçerken; mesela boyadan legoya ya da arabalardan hamura bir önceki oyuncağı beraberce toplayın. Her şeyi onun için yapmaya çalışmayın. Ona da anlatın. Oyuncaklarına değer vermesinin de bir yolu bu. Oyuncaklarına, kitaplarına iyi bakmayı öğrensin.

7. Çeşitlilik önemli. Eğer imkanınız varsa benzer yaşta çocuğu olan ailelerle aranızda oyuncak ve kitap değişimi yapın. Bizde biraz bu konu hassas sanki. İkinci el kullanmaktan imtina edilebildiğini görüyorum. Elinizde temiz kullanılmış bir kitap ve/ veya oyuncak varsa ve çocuğunuz bunlardan hevesini almışsa yaşıtlarıyla değiş tokuş etsin. Burda görev ebeveynlerde tabii ki. Parkta bir gün belirleyip herkesin birer oyuncak/kitap getirmesini sağlayabilirsiniz. Tabii lütfen herkes evdeki en sevilmeyen şeyi getirmesin: )) 

8. Fiziki oyuncaklar değil deneyimsel hediyelere yönelin. Bunu herkesten isteyemezsiniz ama başta kendiniz ve aile büyükleri için geçerli olabilir. Yapılabilecek birçok aktivite var, bir oyuncak yerine doğumgününde dayısı çocuğunuzu Oyuncak Müzesi'ne götürebilir, anneannesi ona önümüzdeki 3 ay için 3 film sözü verebilir, siz onu uzak diye ertelediğiniz o akvaryum gezisine götürebilirsiniz. 

9. Gelelim en zor gelebilecek öneriye: “bir içeri bir dışarı” kuralını. 7 maddeyi de uyguladınız, size yeten ideal sayıda eşyaya ulaştınız. Bu aşamadan sonra artık yeni bir kitap veya oyuncak gelince elinizden de bir adedi çıkartın. Kıyafetler için diyemiyorum bunu orda daha farklı bir döngü var ama özellikle oyuncaklar için bu kuralı uygulayabilirsiniz.



25 Ekim 2017 Çarşamba

Evinizi derli toplu tutmak için günlük 7 alışkanlık



Marie Kondo’nun kitabında bana en ilham veren (ama uygulamakta da bir o kadar zorlandığım ) öneri “Her şeyin bir yeri olmalı. Her akşam eve geldiğinde çantanı boşalt ve çantandaki her şeyi yerli yerine koy” olmuştu. Ben normalde koca koca çantalarında her gün dünyayı taşıyan o kadındım hamileliğe kadar. Bu aralar uzun süre ağır eşyalar taşımak belimi zorladığı için küçücük bir çantada sadece ihtiyacım olan en temel şeyleri taşıyorum yanımda, eğer işe gidiyorsam bir de bez çantam oluyor günlük meyve, kitap vs taşımak için –aslında galiba hala dünyayı taşıyorum ama ikiye bölüyorumJ- haftasonu ise oğlumun yedek eşyaları vs için bir sırt çantam oluyor. Sonra da bu çantaları zamanında adam akıllı boşaltmadığım günlerde alakasız şeyler günlerce yanımda sürükleniyor.

Sadece çantanızı boşaltmak yeterli değil tabii. Evinizi sadeleştirdikten sonra o halde tutabilmek için 7 önemli alışkanlığı paylaşmak istiyorum sizinle. Becoming Minimalist’in yazısından kendi notlarımla derlediğim bu yazı günlük bazda evinizi derli toplu tutmak için çok işinize yarayacak.

1. Gelen postalarla hemen ilgilenin. 
Genellikle gelen mektuplar ve faturalar vs posta kutusundan alınıp ya salon sehpasına ya da mutfak tezgahı gibi ortak bir alana konur ve orda kalır. Ama aslında o zarflarla hemen ilgilenilse bu kalabalık hiç yaşanmaz. İlk önce broşür vs içerikleri hemen geri dönüşüme atın ve sonra da diğer zarflarla tek tek hemen o gün ilgilenin. Faturaları eğer saklıyorsanız ilgili klasöre koyun, özel bir mektup vs varsa o kişiye iletin. Sizinse ve cevap gerekiyorsa hemen yazın. Postayı kendi gündeminizden çıkarın, kafanız rahat etsin.
2. Yemekten sonra bulaşıkları kaldırın. 
Yemekten sonra birçoğumuza bir rehavet çöküyor biliyorum ama lavabo ya da tezgahta biriktirmek yerine bulaşıklarla hemen ilgilenmek, sudan geçirip makineye kaldırmak ya da makine yoksa  elde yıkamak hem kirler kuruyup bulaşığı zorlaştırmadan o işi bitirmenize yardımcı olacak hem de sabah kalktığınızda temiz bir mutfağa uyanacaksınız.
3. Her sabah yatağınızı toplayın. 
Kişisel gelişim liderleri buna günün ilk başarısı olarak da bakıyor. Ya da dağınıklık dağınıklığı çeker diye de bakabilir ve yatak zaten dağınıksa neden kıayfetlerimi kaldırmak varken şuraya atmayayım ki diye düşünebilirsiniz. Gerçekten de güne nasıl başlarsanız öyle gidiyor, toplu bir yatak toplu bir oda o da toplu bir ev demek (abarttım mı dersiniz?).
4. Mutfak tezgahını boş bırakmaya çalışın.
Tezgahı temiz tutmaya alışınca elinize her geçen şeyi oraya koyma alışkanlığının da önüne geçmiş olacaksınız.
5. Her şeyin bir yeri ve her şey kendi yerinde olmalı. 
Her şey için bir yer belirlediğinizde evi toplamak çok daha kolay olacak. Her eşyanın bir amacı olmalı ve her eşyanın da bir yeri. Ve her günün sonunda her eşya kendi yerine geri konmalı. Çok basit ama uygulaması da bir o kadar zor: ) Ama her yeni güne “ferah” başlamanın da etkili bir yolu.
6. 1-2 dk’lık işleri ertelemeden hemen yapın.
Dağınıklık genellikle ertelemelerin sonucunda oluşur. Bu yüzden kendinize bir kural koyun. Eğer bir iş 2 dakikadan kısa sürede tamamlanabilirse onu hemen yapın. Çöpü dışarı çıkarmak, tencereyi ya da demliği temizlemek, çamaşırları makineye atmak…
7. Mekanları aşırı doldurmayın. 
Küçük bir alana çok şey sığdırmaya çalıştığınızda da dağınıklık yaratmış olursunuz. Çekmeceye konmuş gereğinden fazla çamaşır, banyodaki gereğinden fazla krem, şampuan vs, raftaki ıvır zıvırlar gibi. Ortalığı toplayayım derken boşlukları fazla fazla doldurmayın. Böyle alanlar gördüğünüzde de burda fazla olan ne, bir stoklama durumu mu var yoksa sadece alanın yanlış kullanımı mı ona bakarak o sorunu çözün.






22 Ekim 2017 Pazar

Evinizi sadeleştirirken dikkat etmeniz gereken 7 şey

Geçtiğimiz Pazar dolapta mini bir operasyon daha yaptım: modelini, rengini, desenini sevip ama üzerime olmadığı halde aldığım ve dolabımda bir umut tuttuğum etek ve pantolonları artık eledim. O kilolara ineceğim inancını kaybettiğimden değil ama önümde uzun bir süreç var, daha doğuma bile en az 4 ay var, sonrasında da kısa ya da uzun bir toparlanma, sonra da kilo verme dönemi olacak, şok diyetler peşinde olmadığım ve hedefimdeki kilo da zaten bir değil art arda şok diyetler gerektireceği için acelem yok.

E bu etekleri alalı zaten 3-4 yıl olmuş (bkz. İlk cocuk öncesi) dedim ki gerçekten hiçbir etek 5 yıl beklemeye değmez, dolapta bir de tıkış tıkış çürüyecekler. Kilo verince bakarım artık neye ihtiyacım varsa dedim ve kalkıp yarım saatte bir koca poşet doldurdum.

Ama evinizi, dolabınızı sadeleştirirken her zaman bu kadar aceleci davranmak akıllıca değil. Hatta bazı eşyalarda özellikle dikkat etmek lazım. Gelin bugün sadeleşirken nelere dikkat etmek lazım onlara bakalım.

1.       Elektronik eşyalar:  Eğer kişiselleştirilen bir eşya ise içindeki özel bilgilerinizi temizlediğinizden emin olun. Hatta bir format atın işinizi sağlama alın.
2.       Fotoğraflar: Burda genelde önerilen fotoğraflarınızı dijitalleştirme, yeni dönemde zaten her şey dijital, eski fotoğraflar içinse onları çöpe atmadan önce iyi düşünün, ben albümde tutmayı ve ara ara bakmayı seviyorum. Benim için bunun tam tersi yani bilgisayara atmak onları tamamen iptal etmek demek. Periyodik olarak da çekilen fotoğrafları albümleştiriyorum. Hem fotoğraflara bir göz daha bakmış oluyorum hem de sağlam bir eleme yapıyorum. Bir de attığınız fotoğrafları yırtmayı yani bir şekilde imha etmeyi unutmayın.
3.       Önemli belgeler: Ortalıkta yığın olmuş, her köşeden ayrı çıkan belgeler kimsenin hoşuna gitmez sanırım. Bunları mümkün olduğunca sadeleştirmeye, dijital olarak tutabildiklerinizi o şekilde saklayın (ben online bankacılık ile dekontlara ulaşabiliyorsam önemli ödemelerin dekontlarını ayrıca basmıyorum mesela). Ama bazı şeyler var ki bir büyük klasör yapıp onları orda tutmakta fayda var: Doğum/Ölüm belgeleri, Evlilik cüzdanı, Boşanma belgesi, Sağlıkla ilgili dökümler (aşı kartları gibi) , Sigorta poliçeleri (güncel olanlar) , vekaletnameler, Diplomalar, ruhsatlar gibi.
4.       Geçmişten gelen koleksiyonlar: Gözünüzü karartınız ve peçete/pul/biblo/magnet ya da herhangi başka bir konudaki koleksiyonunuzdan vazgeçmeye karar verdiniz diyelim, o zaman geçmiş günlerin hatrına bu koleksiyondan en sevdiğiniz 2-3 parçayı bir süre daha saklamanızı öneririm. O koleksiyonu temsil edecek bir şeyler. Bunların fotoğraflarını da tutabilirsiniz tabii ki. Ama manevi değeri olan bu şeylerden bir kerede vazgeçmek sizin için zor olacaksa bu yöntemi kullanabilir ve muhtemel pişmanlıkların önüne geçebilirsiniz. (ben doğumgünü kartları, çiçek kartları, davetiyeleri çok severim. Ama hiçbirini basılı saklamıyorum, hepsinin fotoğrafını çekip bilgisayarımda tutmayı tercih ediyorum.
5.       Değerli ürünlerin sertifikaları: Mücevher ya da pahalı çantalar vs. bunların sertifikalarını ya da kutularını, özel koruma çantalarını saklamak bu parçaları elden çıkarmaya karar verdiğinizde ürünün orijinalliğini ispatlamak için yararlı olacaktır.
6.       Temel mutfak ve banyo malzemeleri: Bir ara bomboş evlerde oturan, çekmecelerinde sadece evdeki kişi sayısı kadar çatal, bıçak olan Japonlar medyada geniş yer bulmuştu. Minimalizm ile aşırılığı karıştırmamak lazım. Tabii ki karar verirken amaç gereğinden fazlasından kurtulmak ya da aman ya lazım olursa diye stok yapmamak. Bu noktada hayatınıza bir bakın, ne sıklıkta misafiriniz geliyor, yatılı misafiriniz oluyor mu? Onlara çıkaracak kadar yedek eşyanız var mı: ) ya da kendiniz için ayırdığınız 2 havlu gerçekten yeterli mi? Çamaşırlar yıkanırken stres oluyor musunuz çarşafız ya da havlusuz kaldım diye: ) ya da akşam 2 arkadaşınız kahveye gelse çıkaracak fincanınız var mIJ (burdan aman her şeyin özel bardağı, çatalı olsun filan gibi bir fikrim olduğunu düşünmeyin. ama bazı şeyleri de –mesela Türk kahvesi- kendi özel fincanında içmenin ayrı keyfi var, ama yine tabii bunlar kişisel fikir ve tercihler)
7.       Minimalizmde hatıraların eşyalarda değil de hafızamızda olduğu bu yüzden eşyalara anlam yüklenmemesi söylenir. Ama yine de çocuğunuzun ilk saç kesiminden bir tutam saç  gibi özel bazı şeylere istisna gösterilebilir. Ama burda dengeyi kurmak adına kendinize sorun: ben bu şeye (ilk koşu madalyama, çocuğumun ya da kendimin bebeklik patiğine) bir kez olsun baktım mı, elime alıp düşündüm mü. Belki de aslında size bugüne kadar öyle dendiği için özelmiş gibi davranıyorsunuzdur. Özde önem ile sözde önemi ayırın: ) 

Bu arada evinizi oda oda sadeleştirmek için önerilere şurdan ulabilirsiniz.
Dolabınızı kolayca 6 adımda sadeleştirmek içinse şu yazıyı okuyabilirsiniz.