21 Eylül 2017 Perşembe

Sıfır Atık Yaşamı Merak Edenler için Başlangıç Paketi

TED konuşmalarından haberim olduktan sonra bir çok kişi gibi ben de bu konuşmaların online bir müdavimi oldum. O sırada popüler hangi konuşma var, konular arası enteresan geçişler derken bir gün Lauren Singer’a rastladım ve nasıl olurda 3 yılda biriktirdiği çöpün onun elinde tuttuğu kavanoza sığabildiğini anlamaya çalıştım. Bu konuda bir çok öneri duymuştum ama karşımda kanlı canlı bunu gerçekten bir hayat biçimi yapan ve dünyanın en zor işini yapmış gibi görünmeyen genç bir kız vardı.
Okuduğum bir çok şeyden çok etkilenmiş olabilirim ama hayatımda fark yaratan, bana çantama bir katlanmış bez çanta koyduran, yanımda cam şişeyle ve termosla gezmeme neden olan o oldu. Bilmiyorum 2015’te katıldığı TEDxTeen’de konuşmasını yaptığında bu kadar ilgi göreceğini ve sonrasında önce kendi deterjan markasını sonra ise kendi gibi bu konuya gönül vermiş Zero Waste Daniel ile New York’ta ambalajsız ürünlerin satıldığı bir dükkan açacağını o da tahmin eder miydi? Ama gerçekten de büyük ilgi gördü ve büyük farkındalık yarattı.
Zero Waste yani atıksız ya da sıfır çöp/atık felsefesini onun ve ortağının sözleriyle bir daha tamamlayacak olursak “çöpe hiçbir şey atmamak ve alışveriş yaparken gereksiz ambalajdan kaçınmak” diyebiliriz.

Peki sizin de bu konuda daha aktif bir pozisyon almak istediğinizi düşünelim. Çöpsüz hayata geçiş için en temel ihtiyaçlarınız ne olabilir ve nelere dikkat etmelisiniz bakalım.

1.    Saklama kapları: Eğer iş, okul ya da herhangi bir nedenle dışarda çok vakit geçiriyorsanız ve bir yemekhane desteğiniz yoksa o zaman taşınabilir kaplara ve biraz da evde yemek/ atıştıma hazırlığına zaman ayırmaya ihtiyacınız var demektir. Son zamanlarda çok meşhur olan kavanozda hazırlayabileceğiniz salatalar oldukça pratik olabilir. Farklı tahıllar, etler ve hatta kuruyemişlerle her gün farklı salatalar hazırlamak elinizde, üstelik bu salataları 4-5 gün buzdolabında bozulmadan saklayabilirsiniz. Sırrı ise sosu en başta en alta koymak ve yemeden önce kavanozu sallamak. Salatalara ek olarak evde bir önceki günden kalma yemekleri, çiğ meyve-sebzeyi topta aldığınız galeta, kuruyemiş vs malzemeleri çelik saklama kapları ve cam kavanozlarla rahatlıkla taşıyabilirsiniz. Cam kavanoz zaten hayatımızda çok kullandığımız bir şey, ama genellikle evde konserve yapmak, bir şeyler saklamak için kullanıyoruz, oysa yanımızda yiyecek taşırken de büyük kolaylık. Saklama kabı içinse evinizde halihazırda plastik varsa kullanmayın diyemem tabii ama onların içine özellikle yağlı yemeklerin çok işlediği düşünüyorum, belki kesilmiş meyve için kullanabilirsiniz, cam saklama kapları ya da bir kere alayım derseniz çelik kaplar çok işinize yarayacaktır.

2.    Bez çantalar: Plastik poşetleri hunharca kullandığımız doğru, ancak defalarca duyduğunuz ve içten içe bildiğiniz gibi plastiğin doğada çözünmesi çok uzun yıllar alıyor ve her evde bir köşe plastik poşet taşıyor. Bir bez çantanız olsun. Son yıllarda bir çok şirketin bez çanta promosyonu yapmasından dolayı bizim ev bir bez çanta zengini. Sizin de elinize mutlaka bir yerlerden geçmiştir ya da dışarı çıktığınızda çok uygun fiyata zevkinize uygun bir bez çanta bulabilirsiniz. Belki annenize diktirirsiniz ya da kendiniz dikersiniz. Yani bir bez çantanız olsun. Günlük basit alışverişlerinizde bunu kullanın. Zamanında Migros başta olmak üzere bir çok market kalın musamba alısveris cantaları satmaya çalıştı ama onlar çok büyüktü ve sürekli yanınızda taşınabilecek gibi değildi. Bez çantalar bu anlamda çok pratik olacaktır. Sırt çantanız varsa sebze-meyve dışındaki alışverişlerinizde direkt onu da kullanabilirsiniz ama bez çanta(lar) orta çaplı bir market alışverişinizde çok kolaylık sağlar. Bez çanta taşımaya üşenseniz bile en azından çok küçük alışverişlerde mesela bir kutu ilaç aldığınızda, bakkaldan iki parça bir şey aldığınızda vs eğer çantanız varsa lütfen poşet kalsın diyin. Küçük hareketler, büyük değişimler…

3.    Taşıyın: Kendi su şişenizi, bir set çatal-bıçağınızı, eğer pipetsiz yapamam diyorsanız bir metal pipeti, bir kumaş peçeteyi ve bir de termos kupanızı (ya da cam bardağınızı taşıyın. Günlük hayatta en çok kullandığınız şeyler bunlar. Dışarda bir gün geçirdiğinizi varsayalım. Evden çıktınız, büfeden bir tost ve portakal suyu almak istediniz, tostu bir kağıda sarmak yerine uzattığınız kumaş peçeteye koymalarını isteyebilir portakal suyunu da termos ya da bardağınıza koymalarını rica edebilirsiniz (pipet kullananlar sonra bardaklarına pipetlerini de koyarlar). Öğlen yanınıza aldığınız salatayı taşıdığınız çatal-bıçakla yiyebilir, ara bir zamanda termos/bardağınızı temizleyip sevdiğiniz ama sadece karton bardakta servis veren kahvecide lütfen benim bardağımı kullanın diyebilirsiniz. Nasıl? Utanır mısınız yoksa? Bunlar o kadar doğal ve çevreci hareketler ki sadece alışkanlıklarımız arasında değiller diye çekinmek çok normal. Ama bir örnek olduğunuzu düşünün. Bizler bu hareketleri yapan dikkat çeken “değişik” insanlarız belki ama bizim sayemizde başkaları da farkındalık kazanacak. Tek zor tarafı: biraz ağır olabilir. Ben bu tarz şeyleri normal çantama ek bir bez çantada taşımayı tercih ediyorum, siz belki sırt çantası kullanırsınız, belki günlük çantanız çok geniştir. Belki hepsi size çok gelir. Birinden başlayın olmaz mı? Çatal bıçaklar için Google’a “taşınabilir çatal bıçak” yazın ya da kamp malzemeleri satan dükkanlara bakın. Metal pipeti de aynı şekilde arattığınızda 8li setler (temizlik çubuğuyla) bulabilirsiniz, belli mi olur, 8’li bir set alır belki arkadaşlarınıza da hediye edersiniz.

4.    Bilinçli şekilde alışveriş yapın. Daha az ve daha iyisini almak her zaman size kazandıracaktır. Kıyafet alırken moda olmasına dikkat ederken kumaşının cinsine, dikişlerinin sağlamlığına da bakın. Belki size biraz daha pahalı gelecektir ama uzun vadeli bir matematik yaptığınızda daha karlı olacağınızı görürsünüz. Bu mutlaka pahalı yerlerden alışveriş yapın demek değil, çünkü oralarda da %100 polyesterden üretilmiş bir çok şeye rastlamanız mümkün. Burada ayırt edici nokta nerden aldığınız değil ne aldığınız.
5.    Yaprak çay tercih edin. Demlik ya da tek bardaklık poşet çaylardansa yaprak çay daha lezzetli ve çevreci bir seçenek olacaktır.
6.    Eve yemek söylediğinizde plastik çatal-bıçak , peçete vs istemiyorum demeyi unutmayın.
7.    Eğer iyi bir tablet kullanıcı iseniz ve dergi/gazete okumayı seviyorsanız (telefon çok pratik olmayabiliyor) gazete ve dergilerin online versiyonlarına abone olun.

 Görsel; readingmytealeaves sitesinden alınmıştır.

17 Eylül 2017 Pazar

Kumaş Artıklarından Tasarımlar Yaratan Çevreci Tasarımcı Zero Waste Daniel

Bugün size Daniel Silverstein’dan nam-ı diğer Zero Waste Daniel’dan bahsedeceğim. Yazdıklarımı okuduktan sonra mutlaka instagram hesabına da bakın derim çünkü yenilikçi fikrini gerçekten sosyal medyaya da başarıyla aktarabilen biri olduğunu göreceksiniz. New York’lu genç tasarımcı bundan yaklaşık 7-8 yıl önce kendi ismiyle markasını yani ZWD’yi (Zero Waste Daniel) kurmuş. Ve bu marka altında kendi yarattığı sıfır-atık-teknikleriyle her tekstil ürünü parçasından yararlanıyor. Tasarımcı bugüne kadar, Jennifer Hudson ve Kristen Bell gibi ünlüleri Amerika ve İngiltere’de çeşitli etkinliklerde giydirmeyi başarmış.

Daniel diyor ki, “Bu, tasarım sürecinde bir yenilik yaratmış olabilir ancak ben hiçbir zaman sıfır atığı bir zorluk olarak görmedim, bu benim estetik anlayışımın bir parçası.
Çalıştığı ilk işlerden birinde kumaşın %32’nin çöpe gittiğini gören Daniel, bunu bile bile bu şekilde çalışamayacağını fark etmiş ve bir değişiklik yaratmak için yola çıkmış. 
Kurulduğu günden bu yana ZWD gerçek anlamda tonlarca tekstil kumaş atığını çöp olmaktan kurtarmış. Uzun zaman çeşitli mağazalarda satılan ZWD ürünlerinden sonra 2017 yazında ise Daniel,New York’ta ilk mağazasını açmış.  

Peki sistem nasıl işliyor derseniz; Daniel fabrikalardaki kumaş artıklarını çöpe gitmeden önce gidip alıyor, belli tasarımları var, aynı patchwork gibi, o tasarımlara göre bu kumaş artıkları yeniden bir araya getiriyor. Kimi zaman aplike desenler yapişıyor ama ürünün kendisi de parça kumaştan oluşuyor. Her şey el yapımı olduğu için desenler aynı düşünülse bile hiçbir zaman 2 ürün birbirinin aynısı olmuyor ve her üründe yaklaşık 500gr kumaş artığı çöpe gitmekten kurtarılıyor. Üstelik gönderimlerini yaparken kullandığı koli vs malzemeleri de kullanılmış malzemeleri tekrar kullanarak gerçekleştiriyor. Mutlaka ki onun da kestiği kumaş parçaları oluyor, onlardan da saplar, örgü parçalar gibi aksesuarlar  üretiyor.

Her şey el yapımı olduğu ve fast-fashion deliliği yaşanırken (her 15 günde bir değişen koleksiyonlar, ucuz işçilik, kötü/ucuz malzeme...) adil maaşa inandığı için ürünlerini buna göre fiyatlandırıyor. Instagram hesabına baktığınızda çalışanlarının bire bir fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Bir fotoğrafa Daniel şöyle bir açıklama yapmış. 
harika bir patchwork

Bazı insanlar bize "Neden bu t-shirt bu kadar pahalı?" diye soruyor. Söyleyeyim: Bu Mia, Mia 27 yaşında ve New York'ta yaşıyor. Harika bir ZWD çalışanı, bu kıyafetleri yapıyor ve adil bir maaşı hak ediyor. 
Kıyafetler unisex üretiliyor.

Görseller Zero Waste Daniel websitesi ve instagram hesabından alınmıştır.

14 Eylül 2017 Perşembe

31 günlük minimalizm - sadeleşme challenge'i : 4. Hafta güncellemesi


Ve bir serinin sonuna geldik. Mesajlarınızla hep yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim.


22.       Gün: İndirimlerden Kaçının:  Son zamanlarda bir kot pantolon almam gerekti. Ve tam ücretini ödedim. Daha önce aldığım kot pantolon 2 yılın sonunda tepe tepe kullanıldıktan sonra artık tamir edilemez haldeydi. Anlayacağınız, ben mümkün olan her zamanda indirimlerden kaçınıyor ve tam fiyatını ödemeyi tercih ediyorum. Normalde çok para harcamam ama alışveriş yaparken daha kalite odaklı hareket ederim. Amacım marka giyinmek değil, bana uzun süre hizmet edecek, üzerimde/evimde iyi görünecek sağlam eşyalar almak istiyorum. Paramı sorumlu harcarım. Ve yüksek fiyatlı olsa da kalite olarak bunun hakkını veren kıyafetler uzun vadede daha az paraya mal olurlar. Ama indirimlerden kaçınma nedenim kalite-para ilişkisinden dolayı değil. Daha çok benim satın alma dürtülerim ile ilgili. Aldığım şeyin tam ücretini ödemek istiyorum çünkü o zaman aldığım şeyi daha çok sorguluyorum. Almak istediğim bir şey olduğunda onu almadan önce birkaç kez daha düşünüyor ve almam için gereken parayı bütçemde ayarlıyorum. Ve tabii ki bu yeni eşyanın hayatıma gerçekten bir değer katıp katmayacağına da bakıyorum. Ama indirim fiyatı demek anlık bir fiyat ve alım demektir. Çok uzun zaman ben de bu hataya düştüm. “Hemen al!” , “Kısa zaman için!” , “Bu kategorideki son ürünler!” Pavlov’un zili gibi bu zeki cümleler gerçeklik algımızı etkileyerek var olmayan bir kıtlık bilinci içine girmemize neden olup anlık dürtülerle alışveriş yapmamızı sağlıyor. Tabii ki sezon sonu indirimi nedeniyle aldığınız o elbise size %70 fiyat avantajı sağlayacaktır. Ama o elbiseyi almazsanız paranızın size kalacak %100’ünü de düşünmeniz gerekir.

23.      Gün: Eşya değil deneyim hediye edin. : Bu sene bir değişiklik yapıp eşya yerine deneyim hediye etmeye ne dersiniz? Böyle bir durumda verdiğiniz hediye ne kadar daha anlamlı olur sizce? Deneyim konusu değerlendirmeye değer bir konu. Konser biletleri, evde hazırlanmış bir yemek, bir tiyatro oyunu ya da müzikale bilet, masaj, bir festivale gitmek, hep istediğiniz bir mekana (restoran, bar vs) gitmek, bir tatile çıkmak… Sevdiğiniz birine verebileceğiniz diğer deneyim bazlı hediyeler neler olabilir? Beraber yaşanılan deneyimler kişiler arasındaki bağı pekiştirir. Siz de bu tarz hediyelerle muhtemelen beraber vakit de geçirerek ilişkinizi daha sağlam hale getireceğinizi düşünmez misiniz?

24.       Gün: Ivır zıvır çekmecenizi sevin ama onu dağıtmayın. : Hepimizin ıvır zıvır eşyalarını koymak için bir alana ihtiyacı vardır. Ama bu alanın illa ki dağınık, yorucu bir çekmece olması gerekmez. Size şöyle bir fikrimiz var: sadece bir tane ıvır zıvır eşyanızı koyduğunuz çekmeceniz olsun ama her 3 ayda bir onu elden geçirin, atılacak kağıtları, artık işe yaramayan eşyaları içinden ayıklayın. Belki o zaman onu ıvır zıvır çekmecesi olarak değil de düzenleme çekmecesi olarak anabilirsiniz. Ne dersiniz 3 ayda bir temizleme koşuluyla böyle bir çekmece işinize yarardı değil mi?

25.       Gün: Daha aza sahip olduğunuz bir hayat kendiliğinden derli topludur. Yeterince sadeleştiğinizde hayatı yönetmek çok daha kolaydır. İster eviniz, ister aracınız isterse ilişkileriniz olsun hayatınızı iyileştirmeyen, geliştirmeyen şeylerden uzaklaştığınızda hayat daha idaresi kolay ve dolayısıyla keyifli hale gelir.

26.       Gün : Sade bir hayat, daha sağlıklı bir hayattır: Sadeleşme genel olarak materyal eşyalarla başlar. Dağınıklıktan kurtulunduğunda bu sadeleşme hayatımızın diğer alanlarına da yansır. Beslenmemiz gibi. Sağlığımızı iyileştirmek kolay olmayabilir ama sadelikle rahat bir şekilde olabilir. Bizler sade insanlarız, basit hayatlar sürüyoruz, bu her zaman çok kolay olmasa da karmaşıklık içermiyor. Siz de daha sade bir beslenmeye rahatlıkla geçebilirsiniz; paketli gıdaları azaltabilir, taze yiyeceklerin beslenmenizdeki oranını arttırabilir ve mümkünse lokal ve mevsimindeki gıdalara yönelebilirsiniz. Hayatınıza biraz daha hareket katmak isterseniz yürüyüş katabilir, asansör yerine merdiven tercih edebilirsiniz. Hepsi de çok basit değil mi? Ama hiçbiri kolay değil: )

27.       Gün: Çok azdır, daha çok eşyaya sahip olmak bizi azaltır. Daha çok eşya, plan, aktivite… bunlar sevdiklerimizle geçireceğimiz daha az zaman, deneyimlerimize harcayacağımız daha az para, sağlığımıza göstereceğimiz daha az özen demektir. Yani, daha az kendinden ve hayattan hoşnutluk, daha az mutluluk, daha az değer, daha az anlam… Diğer bir anlamda daha çok eşya; bizim için anlamı olan her şeyden daha aza yer olması demektir.


28.       Gün: Bir kere sadeleştikten sonra, buna devam edin: Bu öneri, beraber ilerdiğimiz 4 haftalık serüvenin son önerisi ama bu sadeleşme yolculuğunun bittiği anlamına gelmiyor. Sadeleşme bir varış noktası değil, yolculuğun ta kendisi. İstenilen sadeliğe ulaştıktan sonra artık bu sadeliği minimalist hayat standardını korumak için daha çok sorgulamalıyız. Bu yolculuğa benimle çıktığınız için teşekkür ederim. Tekrar hatırlatmak isterim ki bu seriyi theminimalists’ten bize uyarladım. Çok güzel dönüşler oldu. Bir sonraki seri ne olabilir düşünmeye başladım bile. Sizin de önerilerinizi bekliyorum. 

1. hafta derlemesi 
2. hafta derlemesi
3. hafta derlemesi



10 Eylül 2017 Pazar

Daha Doğal Bir Yaşam İçin 15 Basit Öneri

 

Benim için minimalizm / sadeleşme sadece tam kendine yetecek, seni mutlu edecek eşyalarla yaşama ile bitmiyor. Bir kere bir bilinç doğrultusunda hareket edince (en azından kendi adıma konuşayım) genel olarak sadelik konusunda farkındalığım arttı. Henüz hayatımı her anlamda sadeleştiremedim belki ama bu konuda küçük adımlar atmaya başladım.

Bu yüzdendir ki instagramda da plastiksiz hayat, çöp vs atıkları azaltma konularında da oldukça çok şey paylaşıyorum.
Bu konudan gidersek evde de daha doğal bir hayat için bir şeyler okurken aşağıdaki yazıyı gördüm ve sizinle paylaşmak istedim.

 

Doğal yaşamı tanımlayalım önce ; toksik atığı/yükü azaltmak, ,.evreye duyarlı olmak ve alışkanlıklarımızı- normal kabul ettiklerimizi daha doğal alternatiflerle değiştirmek doğru bir tanım olabilir.

 

Tabii bu tarz değişiklikler söylendiği kadar olmayabiliyor: Daha doğala gitmek bir yandan da var olanı, size sunulanı reddetmek demek, bu yüzden daha çok alışveriş, zaman yatırımı gerektirebiliyor.

 

Bakalım bu 15 öneri sizin kendi hayatınıza adapte edebileceğiniz kadar pratik olacak mı?

 

1.       Yemek yaparken sıfırdan başlayın


Tüm malzemeleri taze olarak alın ve pişirmeye başlayın. Yarı ya da tam pişmiş olarak satılan ürünler genellikle bir kimyasal bombası gibidir. Evet doğal olanlar bile..

2.       Esansiyel yağlardan yararlanın. Temizlikte de yemek yaparken de doğal uçucu yağları kullanabilirsiniz.

3.       DIY: Kendin yap

Internetin yaygınlaşmasıyla artık bir sürü reçeteye ulaşmak mümkün. Kendi şampuanınızı, sabununuzu, deodorant ya da diş macununuzu yapabilirsiniz.

Çöpünüzü azaltın:

 

İşte size bir  kaç öneri: disposables

4. Tek kullanımlık ürünleri burakın. Sadece parti, piknik yemek malzemeleri değil, bebek bezleri, kadın hijyen ürünleri için bile yeniden kullanılabilir alternatifler var (işte bu son iki bana çok zor). Hepsini benimsemeseniz bile okuyun, fikir sahibi olun.

5. Alışveriş yaparken de daha az ambalaja yönelin. Naylon poşet yerine kendi alışveriş çantanızı taşıyın. Bir bez çantayı katlı olarak çantanızda taşımak, küçük alışverişlerde poşedi reddetmek küçük ama çok etkili çözümler.

6. Büyük volümde alışveriş yapın, aslında ingilizce karşılığı “bulk” alım yapmak. Yani mesela tekli ikisi bir arada hazır kahve paketleri yerine kiloluk kahve alın, küçük porsiyonlu kuruyemişler yerine (kendi kavanoz vs’nizi götürerek) kuruyemişçinizden toplu olarak kuruyemiş alın gibi.

 

İmkanınız varsa kendi ürünlerinizi üretin.


7. Yiyeceklerini üretin.

Belki küçük bir bahçe ya da balkonunuz vardır, ya da cam önüne koyabileceğiniz bir saksı.

8. Kendi temizlik ürünlerinizi üretin:

Karbonat ve sirke birleşiminin gücünü keşfedin. Detaylı öneriler için şuraya bakabilirsiniz.

9. Etrafınıza anlatın.

Bir kere bu işlere başlayınca belki de size yeteceğinden fazlasını üreteceksiniz. Böyle bir durumda neden paylaşmayasınız? Kimseyi zorlayamazsınız ama ürettiğiniz her ne ise onu meraklısına hediye etmek güzel bir başlangıç olabilir.

Gerçek yiyecek yiyin.

10. Önden planlama yapın.

Alışverişe çıkmadan önce bir liste yapın ve yemek yapmayı kolaylaştırmak için bazı ön hazırlıkları toptan yapın, mesela kıyma alıp kavurup küçük kaselerle buzluğa kaldırmak gibi. Orijinel yazı sahibi güzel bir pdf hazırlamış. Burdan göz atabilirsiniz.

11. Denemekten korkmayın.

Her yer kaynak dolu, değişik , basit içerikleri olan tarifleri bulun, deneyin.

12. Küçük değişiklikler yapın.

Bulyonlar yerine kendi et suyunuzu yapın, çok sevilen nutella ya da hazır fıstık ezmesi yerine kendi tariflerinizi deneyin, margarinden vazgecip gercek tereyağ kullanın, hazır dondurulmuş sebzeler yerine mevsiminde yemeye özen gösterin ve tatlandırıcılardan uzak durun.

 

Sağlığınız için proaktif davranın:


13. Farklı tedavi yolları deneyin.

Tabii ki modern tıbba güvenin ama mide agrısı için nane limona da bir şans verin. Bitkilerin nelere iyi geldiğini araştırın.

14. Kendinize iyi bakın

Hastalanmaktan kurtulmanın en iyi yollarından biri de kendinize iyi bakmaktır. Bu da yeterince uyumayı, hayatınızda stresi azaltmayı içerir. Kendiniz için başka neler yapabilirsiniz inceleyin.

15. Hareket edin.

Sadece günde 30dk ile haftada 3 gün aktif olarak hareket etseniz karşınıza çıkan hareket fırsatlarını değerlendirseniz kendiniz için büyük fark yaratabilirsiniz. Günde 10.000 adım atmayı hedefleyin.

Nina Nelson’un http://shalommama.com sitesinden düzenlenmiştir.



7 Eylül 2017 Perşembe

31 günlük minimalizm - sadeleşme challenge'i : 3. Hafta güncellemesi


Serimizde 3. Haftayı da geride bıraktık. Bu haftanın en zor görevi sanırım duygusal anlamı olan eşyalardan ayrılmaktı. 

Bu hafta bir de ilk defa somut olmayan bir konuya, teknolojiye de değindik. e-kitaplardan bahsettik bolca mesajlarda. Kindle'ı olanlar, e-kitaba karşı biraz daha mesafeli duranlarla konuştuk.  Biraz telefonlarımızı, bilgisayarlarımızı dosyalardan vs temizledik. 

Bir haftamız daha kaldı. Bakalım bizi daha ne maceralar bekliyor.


15.       Gün: Ya lazım olursa eşyalarından 20/20 kuralı ile kurtulun. Sıklıkla eşyalara ya ihtiyacımız olursa diye düşünerek tutunuruz. Bilemediğimiz, şu an ihtimali bile olmayan farazi bir gelecek için onlardan vazgeçmeyiz. Bir tatile ya da yola çıkaren en uzak ihtimalleri düşünerek yanımıza çok fazla eşya alırız. Ama bu ya lazım olursa eşyalarına tutunmamalıyız. Bunlar da fazla eşyalar gibi sadece orda durup yer kaplar ve bizi ağırlaştırırlar. Ve çoğu zaman onlara hiç ihtiyacımız olmaz. Biz son zamanlarda ya lazım olursa türünden eşyalarımızın çoğunluğundan kurtulduk. 20/20 dediğimiz bir kuralımız var. Gerçekten ihtiyaç duyduğumuz bir şey 20 dolar / 75 TL altına temin edilebilir ve/veya maksimum 20 dk uzaklıktaki bir yerde bulunabilir. Şu ana kadar bu kural %100 işledi. Peki ya siz her tatilinizde neleri ya lazım olursa diye taşıyorsunuz ve hiç kullanmadan geri dönüyorsunuz?

16.       Gün: Size artık neşe vermeyen ama duygusal anlamı olan eşyalardan kurtulmak. Duygusal anlamı olan eşyalardan ayrılmak genellikle en zorudur. Bu yüzden bu adımı atmaya hazır olduğunuzda şu 3 şeyi aklınızda tutun: 1. Hatıralarımız eşyalarımızın içinde değildir, onlar bizimledir. 2. Anısı olan ama kullanmadığımız eşyalardan ayrılmak onlara yeni gerçekten ihtiyaç duyacak insanların ihtiyacını karşılayacak ve eşyalara yeni bir amaç verecektir. 3. Duygusal anlamı olan eşyaların hepsinden vazgeçmiyoruz, artık bakmadığımız, kullanmadığımız bize neşe vermediklerimizden vaçgeciyoruz ve elimizde bizim için anlamı büyük olan küçük bir kısım kalıyor. Onların değerini daha iyi biliyoruz böylece. Peki ya siz anı değeri olan eşyalarınızla ilgili ne yapıyorsunuz? Hem elinizden çıkaramayıp hem de sizi ağırlaştıran neler var? Peki bunlar bağışlanınca birilerine yarayabilecek eşyalar mı?

17.       Gün: Dağınıklıktan uzak bir araç bizim odağımızı yolda tutar.: Evet bugün konumuz arabalar. Evlerimiz gibi araçlarımızdaki dağınıklık da içimizin bir yansımasıdır: zihinsel dağınıklık, duygusal dağınıklık. İçi karmakarışık bir araba kaotik bir hayatın dışa vurumu olabilir. Gereksiz olan ne varsa ondan kurtularak ve sadece temel eşyaları (çocuk koltuğu, ruhsat vs) yolda da dağınıklığa takılmadan yoldan daha çok keyif alabiliriz.  Şimdi size bir öneri. Arabanız varsa bu haftasonu arabanızda ne varsa dışarı çıkarın. Ve sadece ihtiyaç duyduğunuz bir şey varsa onu geri koyun. Aynı evinizde bir odada yapılması hep önerildiği gibi. Sizce bu sizi nasıl hissettirirdi? Aracınızın kalabalık olması sizi rahatsız ediyor mu?

18.       Gün: Teknolojiyi biraz daha bilinçli kullanalım, bir rahatlatıcı olarak değil de bir araç olarak:  Kullandığımız araçlar kullananın niyetine göre iyi ya da kötüdür. Bir elektrikli testere arka bahçedeki yıkılma tehlikesi olan çürüyen bir ağacı kesebilir, Ya da aynı elektrikli testere birine zarar vermek için de kullanılabilir. Aynısı teknoloji için de geçerlidir. Twitter, Pinterest veya Google’ı hayatlarımızı zenginleştirmek için de kullanabiliriz. Ya da sosyal medya Bermuda Üçgeni’nde takılıp ekranın parlaklığında kaybolana kadar saatler geçirebiliriz. Telefonlarımızı muhteşem manzaraların fotoğraflarını çekmek, sevdiklerimize mesaj yollamak, bir parkın adresine bakmak ya da arama yapmak için kullanabiliriz. Ya da aynı telefonu durmadan mail kontrol etmek, bitmek bilmeyen durum güncellemeleri arasında gezinmek, sürekli anlamsız selfiler çekmek ya da etrafımıza odaklanmamızı engelleyecek buna benzer birçok şey için de kullanabiliriz. Uzun lafın kısası elektrikli testerelerimizi ve teknolojiyi nasıl kullancağımız bize kalmış. Araçlarımız sadece birer araç ve onları nasıl kullanacağımız konusunda sorular sormak bizim görevimiz. Eğer doğru kullanırsak bu araçlarla gerçekten dünyayı değiştirebiliriz. Ya da büyük zarar da verebiliriz. Peki siz elinizin altındaki teknolojiyi daha iyi kullanmak için neyi değiştirebilirsiniz?

19.       Gün :Dijital dağınıklık, fiziki dağınıklıktan farklıdır: Dünkü teknoloji önerisinden sonra dijital dağınıklığın ne olduğuna ve fiziki dağınıklıktan biraz daha az zorluk yaratan bir şey olduğunu hatırlamakta fayda var. Örneğin hiç onlarca kitabı bir uçak merdiveninde yukarı doğru taşımayı denediniz mi? Ya da bir düzine fotoğraf albümünü? Belki bir kütüphane dolusu DVD’yi? Eğer birine benzer bir şey yaptıysanız bile bunları dijital ortamda taşımanın ne kadar kolay olabileceğini bilir ya da tahmin edersiniz. Ama buna rağmen dijital kalabalık yine de sorun yaratabilir. Fiziki dağınıklığın aksine dijital dağınıklıktan tamamen kurtulamayabilirsiniz. Bu yüzden onu en rahat aradığınızı bulabileceğiniz şekilde düzenleyebilirsiniz. Mesela bilgisayarlarınızda, telefon ya da tabletinizde hatta kitap okuma cihazınızda bazı şeyleri değiştirebilirsiniz. İşte bir öneri: ayda bir kez bilgisayarınızdaki dosyaları düzenleyin, telefonunuzdaki gereksiz fotoğrafları silin (whatsapp’da bir ayar değişikliği ile ordan gelen fotoğrafların otomatik kaydedilmesini engelleyebilirsiniz), 1 aydan fazla süredir kullanmadığınız dosyaları arşivleyin ve bu arşivin bir back-up’ını alın. Sizin bu cihazları daha organize kullanmak için önerileriniz var mı?

20.       Gün: Bir eşyanın keyfini çıkarmak için ona sahip olmak zorunda değiliz:  Bir çoğumuzun kendimize ait bir basketbol sahası, bowling salonu ya da yüzme havuzu yoktur. Ancak çeşitli işletmeler ve tesisler sayesinde buralarda yapabileceğimiz aktiviteler için bir alana sahibizdir. Hatta artık günümüzde erişim sahiplikten çok çok daha önemli. Paylaşım ekonomisinin artmasıyla (Uber, Airbnb, Freecycle) artık büyüklerimizden çok daha farklı bir dünyada yaşıyoruz. Bir klikle yapılmış herhangi bir şarkıya, basılmış herhangi sayfaya ya da bugüne kadar vizyona girmiş bir filme ulaşmamız mümkün. Peki sizin nelere erişiminiz var? Paylaşım ekonomisinden hiç yararlandınız mı? Ya da bir e-kitaba şans tanıdınız mı?


21.       Gün: Temiz bir masa, sakin bir iş ortamının temelidir: Kendimize çoklukla daha verimli olmak için ne kadar çok ofis ekipmanına ihtiyaç duyduğumuz hakkında yalan söyleriz. Ve sonuç olarak biriktirdiğimiz sonu gelmeyen kağıtların yanı sıra masalarımızı dosyalar, zımbalar, post-itler, ataçlar, kalemler, highlighterlar, takvimler ve daha bir çok ofis eşyasıyla dağıtırız. Bunların hepsi dağınık ve stres yaratıcı bir iş alanı yaratır. Peki gereksiz olan her şeyden kurtulsak nasıl olurdu? Bir deneme olarak neden şuna bir şans vermiyorsunuz? Masanızdaki her şeyi kaldırın (ya bir kutuya koyun ya da gözünüzün önünden kaldırın; sonraki günlerde gerçekten ihtiyaç duyduğunuz şeyleri tek tek kutudan veya çekmecenizden alıp kullanın. Bunları masanıza geri koyun. Bir hafta sonunda kullanmadığınız diğer her şeyle vedalaşın. Bu eviniz için yapabileceğimiz #TaşınmaPartisi nin ofisiniz için bir minyatürü gibidir. Daha az eşya ile sakin, derli toplu ve odaklanmış olmanız çok daha kolaydır. Denemeye var mısınız? 

1. hafta derlemesi 
2. hafta derlemesi
4. hafta derlemesi

3 Eylül 2017 Pazar

Minimalist film afişleri - 7


Seviyorum minimalist film afişlerini, zaten harika olan filmlerin tabii ki harika, üzerine düşünülmüş afişleri var ama bu filmleri en az malzeme ile nasıl yansıtabiliriz diye düşünüp bu afişleri hazırlayan tasarımcılara da sevgim ayrı.
Serinin eski yazıları için: 
Eski afiş yazılarına bakmak isterseniz: 
Seri 1
Seri 2
Seri 3
Seri 4
Seri 5







30 Ağustos 2017 Çarşamba

31 günlük minimalizm - sadeleşme challenge'i : 2. Hafta güncellemesi




31 günlük challenge'in 2. Haftasını da geride bıraktık. Bu postta 2. Haftadaki 7 öneriyi bir arada bulacaksınız. Sanırım bu haftanın en iddialı gönderisi Fotoğraf tarama partisi oldu.

8.       Gün: Tüm ev halkı için eşyalarla vedalaşmayı kolaylaştırın. dolaplardan ya da odalardan birine bir bağış kutusu koyunAilenize evde bunları koyacak yer olduğunda evdeki fazla eşyadan kurtulamanın ne kadar kolay olabileceğini gösterin. Zamanla siz de bir örnek teşkil ettiğinizde herkesin size yavaş yavaş katıldığını göreceksiniz. Sonrasında belli zamanlarda bu kullanılmayan eşyaları bağışlayacağınız beraberce geziler yapın. Sizce kullanılmayan eşyaları elden çıkarmanın daha kolay başka ne yolları olabilir?

9.       Gün: Artık bi’ yavaşlayın: Etrafınıza bir bakın, herkes “meşgul”. Her zaman yaptığımızdan daha çoğunu yapıyoruz, her boşluğu daha çok işle dolduruyoruz. Özellikle şehirlerde sahne hep aynı: başlar aşağıda, yüzler parlayan ekranlarda kaybolmuş, teknoloji insanları zombiye çeviriyor.  Her şeyin değerinin verimlilikle, iş hızı, çıktılarla ölçüldüğü yoğun bir hayatta yaşıyoruz. Toplantılar, exceller, durum güncellemeleri, sosyal medya postları, trafik, konferans aramaları, sesli mesajlar… istilaya uğramış durumdayız. Hareket, hareket, hareket. Meşgul, meşgul, meşgul. Amerikalılar her zamankinden daha çok çalışıyor ama aslında daha az kazanıyor. Meşgul, yeni normalimiz haline geldi. İşyerlerinde eğer “meşgul” değilseniz; tembel, verimsiz hatta boşa yer işgal eden biri olarak düşünülebilirsiniz. Bizim içinse meşgul, bir lanet. Henry David Thoreau bir keresinde “Meşgul olmak yeterli değil. Soru şu: neyle meşgulüz?”. Bu soruya bir ekleme yapacak olursak derdik ki: “Meşgul olmak yeterli değil. Soru şu: neye odaklıyız?”. Meşgul olmakla bir şeye odaklanmak arasında çok büyük bir fark var. Birincisi yine verime bağlanıyor, bir şeylerle uğraşmak, hareket içinde olmak. Odaklanmak ise dikkat, farkındalık ve niyeti barındırıyor. Ne dersiniz? Bu haftasonu biraz yavaşlamayı deneyebilir miyiz?  

10.   Gün: Tekrar kullan, Geri dönüştür, yerini değiştir: Kullanmadığın kıyafetleri, mobilyaları ve eşyaları çöpe atmak yerine onlara yeni bir ev bul. Fazla şeylerini bağışla. Eğer bir nesne hayatınıza artık bir değer sağlamıyorsa başka birinin hayatı için gerekli olabilir. Bir şeyin hayatınıza değer kattığını nasıl anlarsınız? Kendinize sorun: Bu eşya/ nesne bir amaca hizmet ediyor mu ya da bana neşe veriyor mu? Eğer cevabınız hayırsa o zaman ondan vazgeçebilirsiniz. Aslında ondan vazgeçerek bir şeye gereksiz şekilde tutunmak yerine başka insanların hayatına katkıda bulunabiliriz. Bir zamanlar bizim için değerli olan şeyler her zaman bu değerlerini korumayabilirler. Bu nedenle bu soruları sıklıkla sormak  ve zaman zaman değerini kaybeden şeylerden ayrılmak gereklidir. Eğer eşyalarınızı verecek bir yer arıyorsanız bağlı olduğunuz belediyeye başvurabilirsiniz.

11.   Gün: Kağıt kalabalığından kurtulun ve eski fotoğraflarınız için bir “Fotoğraf Tarama Partisi” verin. Haftasonu arkadaşları eve çağırmak, dışardan yemek söylemek ve eski fotoğraflarla belgelerin üzerinden geçmek için harika bir zamandır. Eğer siz de çoğunluk gibiyseniz muhtemelen yıllardır el atmadığınız kutularda, dolaplarda bir çok fotoğraf ve belgeniz vardır. Sadece öylece dururlar ve bir günün gelmesini beklerler (“bir gün” oldukça tehlikeli bir kelime öbeğidir). Korkmayın, biz de hatırası olan ama saklı durdukları için hayatımıza bir değer katmayan fotoğraflara bazen takılırız. Onlarla uğraşmak göz korkutucu, yorucu ve uğraşmaya değmez gelir. Bu yüzden onları oldukları yerde öylece bırakırız. Derken bir gün haftasonundan gelen bir ilhamla bir #FotoğrafTaramaPartisi vermeye karar verdik. Önce yüksek çözünürlüklü hızlı çalışan bir tarayıcı (scanner) bulduk. Hem istersek  önemli fotoğrafları dijital bir çerçevede gösterebiliriz dedik hem de eve sel, yangın, soygun gibi bir şey olması halinde bu fotoğrafları dijital ortamda güvenlik altına almak istedik. Tabii ki hatıralar fiziki eşyalar arasında yer almaz ama güzel düzenlenmiş fotoğraflar fiziksel bir yük yaratmadan bu anıları sürekli olarak taze tutabilir. Sonrasında partiye biraz daha renk katmak için birkaç arkadaş çağırdık, yemek ve içecek söyledik ve hep beraber fotoğraflar arasında gezinirken favorilerimizi seçtik. Hepsini taradık ve güven altına aldık. Peki ya siz? Siz fotoğraflarınızı ya da eski karnelerinizi, kartlarınızı nerde tutuyorsunuz?  

12.   Gün: Hesap vereceğiniz bir arkadaş seçerek dağınıklıktan kurtulmayı daha neşeli ve uzun vadeli hale getirinBiliyoruz ki tek başına yapıldığında dolapları, baza altlarını, çekmeceleri temizlemek sıkıcılığı bir yana göz korkutucu olabilir. Ve aynı zamanda şunu da fark ettik daha basit bir hayatı kucaklamak yanınızda bir destek kişi olduğunda daha kolay ve zevkli. Kendinize bu konuda güncel bilgi vereceğiniz sizi takip eden bir partneri illa evden seçmek zorunda değilsiniz. Bir arkadaşınız, aile üyesi hatta işyerinden bir arkadaş bile olabilir. Sonra birlikte hayatınızdaki fazlalıklardan nasıl kurtulacağınıza dair bir plan yapın ve birbirinizi belli dönemlerde kontrol edin. Birbirinizle başarılarınızı ve tabii ki hatalarınızı paylaşın, birbirinize tavsiyelerde ve destekte bulunun. Şöyle bir düşünün, sadeleşme yolculuğunda size kim destek olabilir?

13.   Gün: Eşyalarınızı düzenlemenin en kolay yolu, onların çoğundan kurtulmaktır. Artık düzenlemeyi sorunlu bir kelime olarak görmeye başlamalıyız. — bizi hayatlarımızı basitleştirmekten uzaklaştıran sinsi bir kelime. Aslına bakarsanız düzenlemek iyi planlanmış bir istifçilikten başka bir şey değildir. Ama biz gereksiz eşyalarımızı düzenlemeyi bıraktığımızda ve onlardan kurtulduğumuzda hayatımızda daha çok önem taşıyan şeylere odaklanabiliriz. Sağlımıza, ilişkilerimize, tutkularımızı takip etmeye vakit ayırabiliriz – ya da gidip kullanmadığımız eşyalala dolu o arka odayı tekrar düzenleyebiliriz. Karar bize bağlıdır. Bir kere fazla eşyalardan kurtulduğumuzda düzenli kalmak daha kolay olacaktır. Siz ne dersiniz? Daha az eşyanız olsa onları düzenlemek çok daha kolay olur muydu sizce de?

14.   Gün: Eşyalarımızın fiyatları üzerlerindeki fiyat etiketinden çok daha ötededir. Artık herkesin evi eskiye göre daha geniş ve çok daha fazla eşya ile kaplı. Ortalama bir Amerikalı depolama giderlerine eğlenceden daha çok para ayırıyormuş. Evimizdeki eşyalar sadece paraya mal olmuyor, zaman ve dikkatimizi de tüketiyorlar. Eğer daha bilinçli şekilde alışveriş yapsaydınız sizce sizin mali durumunuz ve size kalan zamanınız daha farklı olur muydu?