28 Temmuz 2018 Cumartesi

Minimalist Yaşamın Kattıkları : Eşyalar yerine nelerim var

Minimalizm hakkında ilk okumaya başladığımda tanıştığım birkaç isim var. Birisi de Leo Babuta. 6 çocuklu ailesiyle kalabalıklar içinde minimalist olabilen bir usta gözümde.

Bugün onun bir yazısını çevirip paylaşmak istedim. Leo Babuta başka bir yazısında nelere sahip olmadığının bir listesini paylaşıyor. Bu listede ekmek kızarması ve mikrodalga gibi ev eşyalarının yanı sıra yazılarının altında olmayan sosyal medyada paylaşma buttonları da yer alıyor. Listesi biraz kışkırtıcı bile denebilir; listemde ev borcu ya da araba borcu da yok (ama arabası var bu arada) yok diyor ama bir yandan da ev ve araba sigortası olmadığını da söylüyor (ben şansa hem anne hem baba tarafından sigorta acentası olan ailelerden geldiğim için bizim evimizde sigortasız hayat düşünülemez). 


Bu yazısından sonra peki nelerin var diye çok fazla soru gelince; "tüm bunların yerine benim nelerim var" diyerek şu listeyi paylaşıyor:
  • boş zaman
  • evime ferah alan
  • okumak, meditasyon yapmak ve spor için zaman
  • her gün yazabilmek için zaman
  • güzel aileme ayırdığım zaman
  • yakın dostlarıma ayırdığım zaman
  • bir yere giderken arabayla gitmek yerine yürümek için zaman
  • araba bakımı ya da arızalarından ve trafikten özgürlük
  • basit, sağlıklı yemekler pişirmek için zaman
  • zamanın çoğunda "saat kaç diye" endişelenmemek
  • evden uzak olduğumdaki bağ kopma hali (dışarda akıllı telefon, laptop vs kullanmıyor) 
  • bağlı olduğumda beni alıkoyan az dikkat dağıtıcı
  • sağlığım
  • daha az endişe
  • oldukça hafif bir toplanma listesi
  • aklımı kurcalamayan bir finans tablosu
  • gurur duyduğum bir iş
  • harika okuyucular
Bu Leo'nun listesiydi, Neden Minimalizm sorusuna benim cevabımı merak ederseniz onun da linkini aşağıya bırakıyorum. 




25 Temmuz 2018 Çarşamba

Hayaller... Hayatlar. Kütüphane(ler) istiyorum


Bugün ucu bir yerden minimalizme dokunan ama bu aralar tekrar yokluğunu hissettiğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kütüphaneler! 

Bilmiyorum takip ediyor musunuz ama Devletşah ve Barış Özcan çocuklarına 6 yaşını bitirene kadar 1.000 kitap okudular. Bunu ilk duyduğumdan beri düşünüyorum : Yakınımda bir kütüphane olmadan çocuklarıma nasıl bu kadar çok kitap okuyabilirim? Onlar şöyle bir  program izlemiş. Kural 1.000 tane kitap okumak ama 1.000 farklı kitap olmak zorunda değil. İstersen aynı 100 kitabı 10'ar kere de okuyabilirsin. Bizim kitap okuduğumuz günlerimizde (2. bebekten sonra düzen bozuldu) günde 3-4 kitap okuduğumu düşünürsek aslında ulaşılamayacak bir hedef değil ama beni aynı kitapları okumak değil çocuğumun 1.000 farklı kitap okuması çok heyecanlandırıyor. Tüm o fikirler, çizimler... Onun yerine ben okumak istiyor da olabilirim : ))

Belki azar azar giderek ve 3-4 yıla yayarak o kadar çok kitap alabilirim ama bana mantıklı gelen bu işin bir kütüphane yardımıyla yapılması. Devletşah'ın örneğinde de böyle olmuş zaten (yazısı için tıkla). Ama hangi kütüphane??? 

Bize yakınlarda (yine de çok da yakın değil) Göztepe Özgürlük Parkı içinde bir interaktif çocuk kütüphanesi varmış ama dışarıya kitap vermiyorlarmış. Bu kış orayı deneyeceğim. Bu kütüphaneyle ilgili daha önce bilmediğim ve yeni öğrendiğim kısım ise bu kütüphanenin 10.000 imza toplanarak belediyeye gidilmesi ile açılmış olduğu. Tam güzel şeyler de oluyor durumu. Fotoğraf da bu kütüphaneden bu arada. (Bu yazının detayı için de buraya tıklayabilirsin). Hemen okuyunca keşke bizim evin yakınlarında da olsa dedim ama bir belediye aynı belediye sınırlarında iki çocuk kütüphanesi açmaz diye kendimi, düşüncemi kısıtladım hemen. Bakalım. Bu da dönünce araştıracağım başka bir konu. 

Bu yazıyı hazırlarken bir de Bostancı'da bir çocuk kütüphanesi buldum (Serap Sedat Çocuk Kütüphanesi, ismi bana bir ailenin çocuklarının isminden yola çıkarak açtığı bir yer havası verdi). Pek bilgi de yok hakkında; mesaj attım sayfasına. Bakalım orası da bakılacaklar listemde. Hiç olmazsa çocuklar büyüdükçe kitaplarını oraya bağışlarım.

Kütüphane kadar başka bir dileğim de aslında arkadaşlarla aramızda kitap değiş tokuş etmek. Şu ana kadar bunu birkaç kez denedim ama henüz başarılı olamadım. Çocuk eşyalarında çocukların fazla sahiplenme durumu da giriyor sanırım devreye.

Tabii sadece çocuklar için değil kendim için de kütüphane arayışındayım. Lise ve üniversitede kütüphaneden hem gidip orda çalışarak hem de ordan kitap ödünç alarak oldukça yararlanmıştım. Şimdi ise bir kitabı beğenirsem almak zorundayım. Bir yere (mesela bu uzunca tatil gibi) gideceksem tüm okuyacağım kitapları (hızlı bir okuyucuyumdur) yanımda götürmem lazım. Hadi tatiller bir yana Istanbul'da kolaylıkla erişebileceğim ve güncel kitapları bulabileceğim bir kütüphane olsa o zaman her yeni kitap alma dürtümde öncelikle kütüphaneyi bir yoklardım. Sevip sevmeyeceğimi bilmediğim yazarları ya da kitap türlerini ordan aldığım kitaplarla denerdim. Böylece kitaplığımda hevesle alıp birkaç sayfa sonra beni sarmadığını fark ettiğim kitaplar olmazdı (çoğunu eledim çok şükür).

İşte bende durumlar bu ara böyle. Kimin evine gitsem kitaplığını inceleyen, bazen otellerde otel misafirlerinin bilerek ya da unutarak bıraktığı kitaplardan oluşan 2 raflık kitaplığı görüp mutlu olan bir kitapsever için makul bir dert bence ne dersiniz? 


OKU : What Your Clutter Is Trying To Tell You (Dağınıklığın Sana Ne Anlatmaya Çalışıyor)



Geçen gün "What your clutter is trying to tell you” (Dağınıklığınız size ne anlatmaya çalışıyor) isimli kitabı okudum. Yine Amazon’dan alıp Kindle uygulamasında okuduğum bir kitap oldu. 

Kitap telefonumda olduğu için güzel bir fotoğraf çekmeyi beceremedim o yüzden fotoğraf instagramdan: ) 

Aslında kitabın adı, konusunu çok iyi anlatıyor. Yazar size evinizde özellikle ne konuda dağınıklık olduğuna eğiliyor, sonra bu dağınıklık üzerinden biraz daha duygusal konulara geçiyor. Dün instagramda paylaştığım postu hatırlarsanız yaptığımız alışverişlerin duygusal kök nedenlerine inmiştik, bu kitap ise elimizdeki eşyaların hayatımızdaki yeri ve bizi gelecekte hangi potansiyel başarılardan alıkoyduğunu inceliyor. Biraz enerjisel konulara da ilgiliyseniz bu kitap sizin için. Ben okurken “Boşluk Prensibi” diye bir yazı var, onu hatırladım bol bol. Yazlıkta olduğum için televizyon izlemiyorum, wi-fi yok, sadece telefonun interneti var, zaten instagram yeterince internetimi yediği için dizi filan da izlemiyorum. Ne mutlu bu bana daha çok kitap okuma fırsatı olarak dönüyor. 

Televizyon izlemiyorum derken @zennubehanimcim ı da anmadan geçmek istemem. Bu aralar kızının TV ve tablet izlememesiyle ve eğer çocuğunuzun izlemesinden şikayetçiyseniz neler yapmanız gerektiğiyle ilgili çok güzel paylaşımlar yapıyor. Paylaşımlarını gördükçe ve kendi durumumu birinci elden deneyimleyince sizin de benzer bir şikayetiniz varsa önereyim dedim.

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Merhaba 35. Yaşım. Ben Geldim.

Bu yazıyı 34.yaşımın son gününden önümde son 1 yılımın en favori (ve tehlikeli) atıştırmalığı olan ay çekirdeğini çitleyerek yazıyorum. Böyle 5 ya da 0'la biten yaşlarda biraz adettendir : ya geriye dönük muhasebe yapılır ya da ileriye dönük niyetler belirtilir. Ben hangisini yapacağım derseniz ikisini de yapmamaya çalışacağım.

Benim bugün amacım kendimden yola çıkarak özel günlere atfettiğimiz önemi sorgulamak. Bu aralar dolu dolu 35 yaşında olmaktan çok 35 yaşına girmeyi hakkıyla becerememek konusunda takıldım. 

Öyle ya hayatta önemli dönüm noktalarından biri 35. yaş. Birçok ankette artık bir üst yaş skalasında işaretleyeceğim kendimi. Gençlikten olgunluğa giden kesin bir dönemeç sanki. (Peki sahi öyle mi? yoksa bu tamamen bizim ona yüklediğimiz bir olgu mu? Bu apayrı bir yazı konusu aslında; bir ara Facebook'ta dolaşan bir video vardı, hatırlayan ya da kaydeden biri varsa iletse ne güzel olur. Orda herkesin gelişiminin farklı ilerlediği; şu yaşta x şey başarılmalıdır, bilmemde yaşta ise şu tamamlanmalıdır gibi inanışların yanlışlığı vurgulanıyordu )

Gerçekten bir dönemeç mi değil mi bir yana dursun, 30-35-40 (bazen 41 kere maşallah nedeniyle 41) 45- 50... (küçük çocuklarda ilk 1-2-3 yaşlar) bu yaşlar hep özel kutlamalarla kutlanmalı sanki. İnsanın kendine verdiği değer bu kutlamaların büyüklüğüyle, gelenlerin kalabalıklığı, alınan hediyelerin çokluğuyla ölçülecekmiş gibi. Bu arada ben doğum günlerini çok severim. Sevdiklerimin bu gününü mümkün olduğunca atlamamaya çalışırım ama konu bu zorunlu kutlamalara gelince "bilemiyorum Altan". 

İnsan yaş aldıkça (yaşlanmanın kibarcası sanırım bu, ben de beğeniyorum bu lafı o ayrı) biraz daha törpüleniyor (dedi 2 saat önce instagram hikayelerde atarlanan kadın...) ve inanışlarını biraz daha esnetiyor. Benim kendimden umudum bu en azından. Ben çok köşeli bir insan(d)ım. Hayatımda bu böyle olur, şu şöyle olmalılar çok fazlaydı. 35 yaş kutlaması da bunlardan biriydi. 

Yıllar önce üniversiteyken bu konuyu arkadaşlarla aramızda konuştuğumuzu hatırlıyorum. O yıllar her doğum günümü en az 10-15 kişiyle kutladığım, alakalı alakasız bir sürü arkadaşımı bir araya getirip birbirini tanımayan insanların o kısa sürede kaynaşmasını beklediğim ve bir yandan da bir doğum günü kızı olarak tüm ilgilerinin de bende olmasını istediğim zamanlardı. 

Eh, 23-24 yaşını böyle kutlayan Hale'nin 35. yaşı kim bilir ne muazzam olacaktı. O dönemler herkesi tanımasıyla muhtar lakabı alan bendenizin (pek matahmış gibi) 35 yaşa geldiğinde etrafı mutlaka ki çok daha fazla insanla dolacaktı. E tabii sürprizler, hediyeler havada uçuşacaktı. 

Hayaller buydu. Peki hayatlar ne oldu derseniz önce bir 5 yıl önceye gidelim. 35 yaş için bunları düşünen benin tabii ki 30 yaş için de planları daha az değildi. Ancak 29 yaşımın son günlerinde anneme kanser teşhisi kondu. Çok hızlı bir şekilde ameliyat planlandı. 3 gece hastanede kaldı. Çok şükür ki kanser yuvarlak bir yapıdaydı, dağılmamıştı, erken teşhisin de etkisiyle kanserli kısmın alınması tedavinin en önemli kısmını oluşturdu. Ama yine de annem için ameliyat ve ardından gelen toparlanma süreci sancılı ve yıpratıcı olmuştu. 30. yaş doğumgünüm annemin hastaneden çıkışının 7. gününe denk gelmişti. Annem hem bir hava alma amacıyla hem de moral için o gün ilk defa evden çıktı; annem, teyzem, yeğenim ve 3 aylık eşimle kısacık bir akşam yemeği yemiştik dışarda. O gün beni kimler aradı hatırlamıyorum ama annemin ameliyat döneminde hissettiklerim hala aklımda. Sonra düşününce ha 29 ha 30 ne farkı var demiştim.

Bu arada eşimin 35 ve 40. yıl yaş günleri için oldukça uğraştım. Ama önemli olan bunu o benden beklediği için değil, benim içinden geldiği için yapmış olmam. 35. yaşında ona hem sürpriz bir parti hem içinde 35 şey olan bir paket hazırlamıştım. Abartı! Sürpriz parti öncesi yediğimiz baş başa yemek onu çok daha mutlu etmişti. O dönem onun çevresine çok hakim olmadığım için partiye asıl kendi tanıdıklarımı çağırmış 35 sayısını tutturabilmek içinse paketin içine alakalı alakasız bir sürü şey doldurmuştum. Niyetim iyi miydi? Mutlaka. Yerini buldu mu? Eeeehh.

40'ta ise ona bir albüm hazırladım. İçine sevdiği 40 kişiden (bazıları arkadas ya da aile grubu) mesaj ve nostaljik bir foto aldım. 40 yıla 40 mesaj olarak düzenledim. Bunu 41 ya da 42 için de yapabilirdim bu arada. Hediye anlamlı ama 40 diye tutturmanın çok da anlamı yok. Ya da 40 sayısı için bu kadar uğraşmasam da olurdu belki: ) 

Gelelim bugüne. Bir hafta kadar önce eşim ağzımı aramak istedi. Son yıllarda genelde baş başa ya da ailece kutladığımız doğum günümü kimlerle kulamak istediğimi sordu. Bir düşündüm ve cevap veremedim. Artık hayatımda bambaşka insanlar var. Okul yıllarımdan hala görüştüğüm birkaç kişi, anne olunca tanıştıklarım, kurumsal hayattan sayılı dostlar, çeşitli ortamlardan tanıdığım bazı özel insanlar... Hepsi benim için çok değerli ama hepsini bir arada görmek istemedim. Belki hala lohusalık dönemindeyim diye. Ama kendimi sırf yaş 35 diye bu kutlama içinde görmek istemedim. Yarın için dileğim Allah izin verirse çocuklarımı anneme 2-3 saat için bırakmak, telefona bakmadan sakince eşimle sohbet ederek bir yemek yemek. Bir de önümüzdeki 10 gün içinde sevdiğim kişileri yüz yüze görebilmek ya da telefonla konuşabilmek. Çok mu basit? Evet. Ama şu ara tam da ihtiyacım bu. Ama kim bilir belki de 37. yaşımı kocaman bir kahvaltıyla ya. da piknikle kutlamak isterim. Ama o zaman ne hissettiğim bana dayatılandan çok daha önemli.

Bugünkü yazı oldukça kişisel oldu, ben bu kadar kendimi anlatmaya alışık değilim. Arkadaşlarımı bezdirebilirim o ayrııı ama burası daha birşeyler öğrenme ve öğrenirken paylaşma platformum. 

Yine de diyorum ki 35. yaşa özel bir beni tanıma özelinde bir soru cevap videosu yapsak mı? Instagram'dan da çağrı yapacağım tabii ki ama sorularınızı burdan da iletmek isterseniz başımla beraber. Soruları seçerek cevaplama hakkım da baki ama : ) 

Herkese çok sevgiler.