17 Haziran 2018 Pazar

Basit yaşamak,


Basit yaşamak diyince hepimizin aklına ilk olarak evdeki fazlalıklardan kurtulmak; sağı solu toparlamak, bir yerden başlamak geliyor.

Oysa yaşadığımız yer kadar kafamızı da sadeleştirmek önemli. Olaylara bakış açımızı değiştirmeliyiz.

Peki neler yapabiliriz?

Bir kere bir çok şeyde mükemmelliyetçilikten vazgeçmeliyiz, her şeyinizi takım yapmakla uğraşmayın. Bırakın bir kere de misafirliğe 7 kişi geldiyse birisi de kahvesini kahve fincanında değil de uyumlu olmayan herhangi bir kupada içsin, buna hayıflanmayın. O 7. misafir için takımı 7 kişiliğe çıkartmayın; ya da her çantanıza/kemerinize uygun ayakkabınız olmayıversin; biraz mix-match dedikleri karıştırmanın keyfine varın.

Beklentilerinizi düşürün; karşınızdaki neden sizin doğumgününüzü unuttu, neden kendiliğinden düşünüp x yapmadı... Bunları kenara bırakın. Siz kendinize bakın; karşıdan gelen ekstra şeyler sizi mutlu etsin. Ama mutluluğunuzu kimsenin davranışına ya da sözüne bağlamayın.

İletişimde de basit olsak ya; direkt ifade edin kendinizi. Karşınızdakine söyleyemedikleriniz sonra içinizi şişirmesin. (Bu arada benim en çok hayatıma geçirmeye çalıştıklarımdan biri de bu. Kibar olalım, kimseyi kırmayalım demekle kendimizden ödün vermek arasında ince bir çizgi var. İyiyi, kötüyü, ne istediğimizi ne istemediğimizi net olarak söyleyebildiğimizde hayatlarımız çok daha kolaylaşacak bence).

Bunlar gibi basit ilk adımları atmazsanız minimalist yaşamın getirdiği ferahlık sadece yasadığınız mekanda kalabilir.


10 Haziran 2018 Pazar

Bebekle ve Çocukla Tatil Bavulu Nasıl Olmalı?

Bu hafta çocuklarla 5 günlük kısa bir tatil yaptık. Bu yazıda sizlerle yanımızda ne vardı, ne az geldi (hiçbir şey!) neyi fazla almışız onları anlatmak istiyorum. 

Arabayla gittiğimiz ve puset nerdeyse tüm bagajı kapladığı için aralıklara eşya sığdırmak için minik minik çantalar yaptık.

Eşime: 1 kabin boy bavul (bilgisayarı vs de içindeydi, çünkü uzaktan çalışması gerekiyordu). O zaten şort&tshirt kombini sever, daha önceleri iş için çok da seyahat ettiği için iyi bavulcudur. o tam kullandı her şeyini diyebilirim. Bir de kitap almıştı yanına tüm iyimserliğiyle.

Hakan'ın öğrendiği: Çocuklu hem de biri bebek 2 çocuklu kısa tatilde kitap okumaya vakit olmuyor.

Kaan'a (4 yaş) : bir spor çantaya 10 T-shirt (5 gündüz 5 akşam) 5 şort, hava belli olmaz diye 1 eşofman, 2 sweatshirt (bunlar hiç kullanılmadı) booool iç çamaşırı, 2 mayo&kolluk&şapka, 2 sandalet (biri deniz için) 1 canvas ayakkabı (hiç giymedi) 5 kitap, 1 oyun hamuru, 1 set boya kalemi ve 1 küçük çanta oyuncak araba (oyuncakları ona seçtirdim yer var diye kısıtlamadım ama oraya gidince istemedi). Güneş kremi (ki bu konu artık aklımı çok karıştırıyor; eskiden çok konuşulmazdı şimdi kullanmama üzerine de çok konuşuluyor. Eskiden Decatlon'dan UV ışınlarına karşı koruyucu Tshirt alıyordum son 2 senedir pas geçiyoruz ama en mantıklı yol, o galiba). Bir de tabii kullandığı alerji şurubu ve burun spreyini de aldık. 

Kaan'dan öğrendiğim: Kıyafetleri tam geldi, hepsi bire bir kirlenmese de terlediği için, üzerine su döktüğü için vs değiştirmemiz gerekenler oldu bir kalınları giymedi. Ama oyalamak için; açıkhava, deniz, dolaşma vs olacaksa oyuncak konusunda abartmaya gerek yokmuş bu yaşta. Hava çok sıcak olduğu için 12-4 arası güneşten kaçtık, ya odada ya şehir içinde ya da lobide vs vakit geçirdik. bu aralarda da arabası, kitapları ve kalemleri yetti. oyun hamuru (zaten 1 kutuydu) gereksiz oldu. O araba dolu çantası da hiç açılmadı.Uçakla filan bir tatil olsa o çantayı almazdım.  Kaan'ın bir de kendi minik sırt çantası vardı. Ona kendi eşyalarını taşıma bilinci aşılamaya çalışıyorum mümkün olduğunca. Dışarı çıktığımızda %90 kendi çantası yanımızda oluyor (ağırsa ben taşıyorum, kışın yedeklerle ağırlaşıyordu); burda yedekleri, yolda lazım diye suluğu ve Papiş'i (köpek suratlı bir saklama kabı- içinde kuruyemiş vardı) ve 2 oyuncak arabası vardı. Gittiğimiz yerde Migros'tan bir kova seti aldık zaten onunla bayağı oyalandı. kitaplarına baktı ama kendi çantasında olan 2 araba dışında başka araba istemedi. 

Ozan (3,5 ay): Ozan'a kıyafet olarak tüm kolsuz body'lerini ve akşamları serin olursa diye uzun kollu tulumlarını, Birkaç set de kollu body&alt takım aldım. 4-5 çift çorap ve tatilde kullanacağı kadar bezi ( ve pişik kremi) aldım. (Ozan tam bezde numara değiştirme döneminde. O yüzden tatilde bir üst boy için bir paket almaktansa evdeki küçük numaraların hepsini taşıdım, bayağı yer kaplasa da dönerken bezler bitti. Boşa gitmemiş oldu). Yıkanabilir bezler ve tuvalet iletişimi de gündemimde. Tecrübesi olanlardan yorumlara açığım. 4 müslin bez aldım (pusetinin üzerini örtmek, serin olduğunda sermek, bir yerde alt vs değiştireceksem altına sermek için) hepsini kullandık. Ozan'ı reflü yastığında yatırıyorum. O yastığı da yanımızda taşıdık; hem yerini yadırgamasın hem de o yastıkta midesi daha rahat ediyor diye (Kaan'dan hatırladığım; zaten 4. aydan sonra o yastığa sığamayacak yani tatil Temmuz'da olsa yanımıza almazdık). Telsizini de götürdük ama o gerçekten "ya lazım olursa" eşyasıydı ve gerekmedi. D vitamini aldığı için onu, tırnak makasını bir de gece ateşi filan çıkarsa yazlık yerde nöbetçi eczane stresi yaşamadan önce rahat olmak için ateş düşürücü şurup aldım. 
Bir de bir iki çıngırak, pusete takılan oyuncak. Bir deee Ozan'ın ergonomik kangurusu Boba.

Ozan'dan öğrendiğim: Pek bir şey olmadı açıkcası :) Ozan'ın kıyafetleri benim normalde işe filan da kullandığım (laptop ve dünyayı yanımda taşıdığım günlerde) bir çantaya sığdı. onda da soğuk olursa diye aldığım hiçbir şeyi kullanmadım. tek body ya da kısa kollu&paçalı tulumlarla takıldı ferah ferah. Yukarda da dediğim gibi yastık ve bez fazla gelebilir ama onlar da yerini buldu. (Ozan için biberon,ek mama, suluk, kaşık vs taşımadığım için şanslıydım tabii; 6 aydan sonra hayatımızda farklı dinamikler olacağı kesin)

Ben: 2 şort, 5 t-shirt, akşamları giymek için 3 elbise. Bir hırka (tabii ki giyilmedi:) ), biri deniz için 2 sandalet. Mayo, güneş kremi, nemlendirici krem, deodorant (emzirdiğim için pek parfüm kullanmıyorum bebek rahatsız olmasın diye), 2-3 farklı küpe, saç fırçası, göz kalemi. Benim eşyalarım da küçük bir çantaya sığdı. Yanımıza ek olarak (otelde 3 tane verecekler eserse çocuğu denizden çıkınca ayrı duştan sonra ayrı sarmak gerekir diye- çünkü pimpiriklilik) 2 tane de peştemal aldım, hem kolay kuruyor hem az yer kaplıyor. bir de hepimiz için diş fırçası&macunu işi de bendeydi: )  Şampuan ve sabunu otelde verilenlerden kullandık. Ben kitap yerine iPad'imi aldım, hem çocuklar uyuduktan sonra biraz maillere baktım, arada biraz içinde yüklü Kindle app'ten kitap okudum, çocuklar odada uyurken balkonda hafif hafif müzik çaldık. 

Plajla ilgili her şeyi plaj çantasına koyduk o da eşyaların dağılımı olarak pratik oldu.

Benim öğrendiğim: Kaan'la daha önce bir çadır tatili yapmıştık 2 yıl önce. Ben o tatilden iyi ders çıkarmışım kendime: ) Orda da kıyafetten pek gol yememiştik ama çadır içine kurmak için (büyük tip çadırdı) park yatak götürmüştüm. bir de kendime 5 gün için 5 kitap. Çocuksuz bir tatil olmasa gerçekçi bir hedef benim için ama çocukla neyime götürdüysem artık :) Sonra tıpış tıpış geri taşımıştım tabii. 


Tatilde: Kaan'ın gelirken eşyalarını taşıdığım çantasını kirli çantası yaptım. Kıyafetler kirlendikçe o çantaya attık. Dönerken Kaan'ın temizleri ile Ozan'ınkiler birleşti OzaN'ın çantada. Benim ve Hakan'ın çantada açılan yerlere minik çantalardan kitap vs'yi koyup birleştirdik. 

Kanguru özellikle sabah kahvaltıları ve akşam yemeğinde kurtarıcı oldu. Ozan henüz çok küçük olduğu için kendi başına pusette çok kalmayı sevmiyor. Kanguru bazen sadece kucakta taşırken ellerimi boşa çıkarmak için kimi zaman da uyutmak için çok işime yaradı. 

Tatil dönüşlerinde en sevmediğim şey bavul açmaktır ama bu sefer elimde zaten kirli dolu bir çanta olunca eve gelip nefeslendikten sonra hemen onları makineye attım. Kalan temizleri dolaplara yerleştirdim. Plaj eşyası, krem, tuvalet malzemeleri vs'yi de yerleştirince hepsinin işi bitmiş oldu. 

Tatile uçak yerine araba kullanarak gitmemiz planlama yaparken elimizi daha rahat tutmamıza yaradı tabii. Şimdi umarım ay sonunda bir de uçakla yolcuğumuz olacak. Bu sefer 1 haftalık bir tatil olacak ama evde kalacağız. O tatilden notlarla bu yazıyı güncellemeyi umuyorum. 

Önümüz bayram ve sonra da yaz tatilleri derken çocuksuzsanız şurdaki yazıdan, çocuklu iseniz bu yazıdan ilham alırsınız umarım. 
Şu sözü de unutmayın: Tatile çıkarken planladığınız eşyaların yarısını paranın ise iki katını yanınıza alın. Paranın 2 katını almaya gerek yok belki ama normalde planladığınız eşyaları yarıya indirmek kesinlikle faydalı. The Minimalist'teki kuralı da unutmayalım: 20-20 yani tatilde acil ihtiyacınız olacak bir şeyi en fazla 20 dk uzaklığa giderek ve 20$’ı geçmeden(bizim durumumuzda 20TL diyebiliriz sanırım) alabilirsiniz. Bir ilaç, deniz gözlüğü, terlik, bere, eldiven bir çok şey için geçerli bir kural.

Herkese iyi tatiller. 




3 Haziran 2018 Pazar

Sefertası Hareketi Nedir?


Bilge, yani beginner_minimalist 'i tanımıyorsanız yazıdan sonra hesabına baktığınızda çok seveceğinize eminim. Her gün harika müzikler eşliğinde sefertasını hazırlayan, haftaiçi her gün işe suyu, kahvesi, yemekleri ile giden bu minimalist dostun yeri benim için ayrı. Neden derseniz şu minik anıyı anlatayım: Ocak ayında hamileyken bronşit olduğumu hatırlayanlar olacaktır. Bilge bunu öğrendiğinde henüz bir merhabamız var yokken bana İzmir'den öksürüğüme iyi gelir diye siyah turp yolladı, ben yeni lohusayken mesajlarıyla beni hiç yalnız bırakmadı. Ben de kendisinden merakla takip ettiğim #sefertasihareketi ni anlatmasını rica ettim. Kırmadı. İşte bugün Bilge'nin öyküsü: 

Herkese Merhaba;

   Ben Instagram'da , "beginner_minimalist" hesabının sahibi Bilge.,
Uzun yıllardır, inşaat sektöründe ,geniş bir bölgede ,seyahatleri olan tipik "saha satış" işinde çalışmaktayım. Günün 10 saati sokaklardayım da diyebiliriz. Bu iş temposuna ek olarak evliyim ve 34 aylık bir evladım var. 

1982 doğumluyum, annem babam öğretmen ve lise hayatıma kadar Balıkesir'in Gönen ilçesinin köylerinde büyüdüm. "Memur çocuğu" olarak "tasarruf" , "elindekini değerlendirme", "ay başı" kavramları yaşamımızın bir parçası oldu. Memur çocukları için aileden bir şey isterken ,"ay başında, paramız yeterse" diye cümleye başlamak bir kalıptır ve bence anlamını da bilirdik. Kıyafetlerimiz bayramlarda yenilenir, onun dışında konu komşu akrabanın küçülenleri yeterliydi.

   Üniversite için şehir dışına gittim. Kısa bir yurt dönemi sonrası 2 kız arkadaşımla eve çıktım ve kendi evimizi çekip çevirmeye başladık.Kira, elektrik ,su faturaları ile erkenden tanıştık. Hatta bu dönem gümüş takılar satan bir dükkanda 2 yıla yakın çalışarak iş hayatı ve kendi paranı kazanma deneyimini de yaşadım. 

Fakat ne olduysa ilk ve havalı işime girince oldu, çünkü artık benim de kredi kartım olmuştu. Maaş hesabımın yanında bir hediye gibi gelmişti. "Stil", "imaj", "cool" kavramları kredi kartımdan önce mi , sonra mı konuya dahil oldu o kısmı bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da;  o tuttuğum sadece bir kart olamazdı!. Çok havalı ve stil sahibi olacağım, özgürce gezip tozup ,yiyip içebileceğim bir dünyanın anahtarı gibiydi. Ellerimde kartım vardı, parlıyordum ve kesin fonda Beyonce Crazy Love çalıyordu. Tam o esnada ben AVM'lerde, catwalk yürüyordum... Sonra şarkı sustu, ekstreler geldi, spotlar artık beni göstermiyordu. Bu "sihirli anahtar" kısa sürede maaşımı, hayallerimi yutan bir karadeliğe dönüştü. Artık sadece; "asgari tutarı öde, maaşın bitsin, tekrar kartla harca" sarmalına girmiştim. Bir noktada isyan edip kredi çekip, bankaya faizle borçlanıp -ama asla kartı kırıp atmayıp- tüm borcu kapattığım bir başka dönemler de oldu. Tabi ki bitmeyen reklam bombardımanı içinde limiti tam kartla, kendimi yine AVM'lerde  catwalk yürürken buldum. Bu kez hem kart borcum, hem kredi borcum vardı. O günlerden bu günlere evlilik ve çocuk eklendi, birde dolar gibi hızla artan bir borç dağı ile geldim. 10 Saati sokaklarda geçen ve wc, yeme içme faaliyetleri için yine AVM'leri tercih ettiğim işimin de bu borca olan katkısını unutmayalım.

  Sonra bir gün (Tam olarak 11 Ekim 2017) öğle saati, yemek yiyeceğim yere giderken, bir bujiterinin önünden geçerken içeri giriverdim. 1 TL'lik yüzükler, bileklikler ,3 TL'ye küpeler vardı, En güzellerinden küpe ve yüzükler seçtim, param olmadığından kasada tabii ki kredi kartımı uzattım. Çıktım, nefis hissediyorum ve yemek yemeye cafeye gidiyorum ve bu kez fonda Prety Women çalıyordu.Tam oturdum, bankadan kalan limitim mesaj olarak geldi. 80 TL. Ayın ortası ve benim 80 liram kalmıştı. Ee daha yemek yiyecektim en az 20 TL, şirketin verdiği 400 TL'lik yemek kartı ile zaten eve alışveriş yapıyordum, o da boştu. Peki bu ay sonu yine nasıl gelecekti? Ek hesaplar, ek kart limit talepleri ilk aklıma gelen çözümlerdi. O an garip bir farkediş halinin içinde, bazı kararlar aldım ve kendimi kontrol etmek için bu hesabı açtım. Çünkü harcadığım her kuruşu tıpkı yemeklerini koyan hesaplar gibi bende koyacaktım. Profil resmim, cüzdanından sinek uçan kendi "Bitmoji" karakterimdi ve  hesabımın ilk adı "Yetersiz bakiye" idi. 

İlk kararım; market, yeme, içme harici para harcamamak oldu. Her şey böyle başladı. Hepsi ve hatta almaya devam edişlerim zaten hesabımda hala duruyor. Ama sanırım hesabın bir sonraki gelişimi , günlük ve aylık giderimin büyük bir kısmının yemek ve kahve gibi gerekli sandığım ama aslında keyfi olan harcamaların oluşturduğunu anlamam oldu. Çünkü güzel bir envanter çıkardım ve tüm kartlarda ana harcama kalemleri ,market hariç yemek ,kahve ve kıyafet olarak orda apaçık duruyordu. Bu kalemleri çözmeden ASLA kredi kartı borçlarımı kapatamazdım. Mesela malum kahve zincirine her gün uğruyordum ve bu mebla yıllık 2.500 TL civarındaydı. Hemen 1 aylık kahve masrafım kadar bir tutara, araştırıp iyi bir termos edindim. Artık kahvemi yanımda taşıyordum ve 2.500 TL kar etmiştim bile. O anki hislerimi "Başarmış" kelimesi ile tanımlayabilirim. O zaman dans dedim ve yemek için de benzer bir çözüm geliştirmem gerekiyordu . #sefertasihareketi de böyle başladı. Emzirme dönemi işe döndüğümde, bebeğimin sütlerini sağıp eve taşıdığım, ısı yalıtımlı mini çanta artık benim yemeklerimi taşıyordu. Ve maddi olarak asıl fark bu noktada başladı. Sadece maddi fark da değil üstelik, bu yolda bana katılanlar oldu. Birbirimize güç verdik, herkes yoğun hayatlarının içinde, hazırlık gerektiren Sefertası hareketine bir şekilde dahil oldu, ya da istedi ya da izledi ve gaza geldi. Üşendiğimde kalkıp Sefertası yapmam için itici güç oldu, ortak dertlere sahip bir grup insan gerçekten de birbirinin itici gücüydü.   
  
    Bu süreçte hesap sayesinde buralarda ve Dünyanın birçok farklı noktasında ,bizi kendimize düşman eden ekonomik sistemle, sürekli bombardıman altında kaldığımız dev reklam sektörü ile dertleri olan,  insanların varlığını da fark ettim. Mesela Türk İşi Minimalizm :) Üstelik bu Al-at düzeninin saçmalığı konusunda hemfikirdik. Sadece tanımını bulamamıştım ve bir gün halaluyaa ! Kafamın içinde dönüp duran fikirlerin kavram hali orda duruyordu ; "Minimalizm" . Hesap adım da acemisi olduğum ama bana yepyeni uyanışlar , heyecanlar yaşatan bu kavramın adını aldı. Evet ben Acemi bir minimalisttim. 

   Bu kavram inanılmazdı. Önce Sizi omuzlarınızdan dostça tutup sarsıyor, yer yer tokatlıyor ve sonra sırtınızı sıvazlıyordu. Kendimize, hayallerimize, geleceğimize neler yaptığımızı anlamadan fark edemiyoruz. bi nevi düşmeden kalkamıyoruz . Sonrası fark ettiklerimiz konusunda gelişmek. Hiçbirimiz kavramların uzmanı olamayız bence, çünkü kavramlar herkesin yaşamında farklı hayat bulur. Belki sadece bu konuda kendi yolculuğumuzu paylaşabilir ve bizle yürümek isteyenlere eşlik edebiliriz. Ben yaşıyorum, gelişiyorum ve hesabımın da bu sürecin bir yansıması olmasını istiyorum. Benim gibi, kendini acemi gören, içi sıkılan, kendi sarmalı içinde sıkışıp kalmış ve çırpınan tüm dostlara buradan selam olsun. Hep söylerim birlikte battık birlikte çıkacağız. En güzeli de belki de bu yolculukta, öğrendiklerimizi paylaşacağız, tüketim dönemimizden üretebildiğimiz bir başka döneme geçeceğiz. Dünyaya daha az zarar vermenin yollarını arayacağız.

    Benim bir hedefim var, yol uzun ama o yolu yürürken etrafın ve manzaranın tadını çıkarmamazlık etmeyeceğim. Sürprizlerle dolu bir yol üstelik ,mesela size ilham olan bir instagram hesabının gün gelip bloğuna konuk olabilirsiniz ve soruyorum bu gerçekten de çok havalı değil mi? 

Sevgiler,
Acemi minimalistiniz...

2 Haziran 2018 Cumartesi

Her ihtimale karşı (just in case) taşıdığımız yükler



Öncelikle bir ön not: Bu yazı bekar ya da çocuksuz aileler için geçerlidir : ) Çocuklu tatil için ayrıca bir yazı yazacağım ama çocuğun yaşı içinde olduğu dönem (ek gıdaya mı başladı, emekliyor mu yoksa bez mi bırakıyor, belki de bir ergen çocuğunuz var...) de çok önemli. Mesela minik bir bebekle yola çıkacaksanız ateş riskine karşı şurubu "just in case" dediğimiz ya lazım olursa kategorisine koymam. Bir kere Büyükada'da bir müşterimizin başına geldi. Çok tatsız bir durumdu.  

Gelelim bakalım, 2012'de 29 yaşındaki Hale henüz çocuk sahibi değilken (ya da şimdi çocuksuz bir tatile çıktığında) nasıl hareket ediyormuş?

Tüm tatillerim için dönüşümlü olarak kullandığım 2 bavulum var. Tahmin edersiniz ki minimalizm seyahat tarzında da yerini buluyor. Neyse bavullar diyorduk:

Kabin boy bavul vazgeçilmezim

Biri kabin boyu hard-case diye tabir edebileceğimiz çek-çekli bir bavul diğeri ise zorlasanız günlük çanta niyetine kullanabileceğiniz kalın kumaş bir çanta. Kabin tipi olan 1-2 haftalık seyahatler için olan çantam, taşımakla uğraşmam, uçaklı seyahatlerde bagaja veririm. Diğeri ise 3 günlük, eğer uçaklı bir seyahatse yanıma aldığım çanta. En kötü ihtimalle iki çantayı beraber kullanırım ama o kadar.

1-2 günlük tatillere orta boy bir çanta yetmez mi?

 

Üniversitede çıktığım berduş tatillerde gözüme artık eskiyen kıyafetleri ve spor ayakkabıyı kestirir onları sağda solda bıraka bıraka ilerlerdim. Böylece yeni aldığım şeyler taşırken sorun olmazdı. Hem de mobil bir “declutter” yapmış olurdum. Artık tatillerde yanıma giymeyi sevdiğim şeyleri alıyorum. Berduş günlerim geride kaldı belki ama artık tatillerde alışveriş de pek yapmıyorum.

Çantalarımı “her ihtimale karşı” alınmış şeylerden uzak tutmaya çalışıyorum. Geçenlerde okuduğum The Minimalists yazısı doğru yolda olduğumu gösterdi. Kitaplarını tanıtmak için çıktıkları turnede ya ihtiyacımız olursa düşüncesine takılmadan bavullarını gayet hafif bir şekilde yerleştirmişler. Bir şeye ihtiyaç duyduklarında ise şuna bakmışlar: bu ihtiyacı bulunduğumuz yerden en fazla 20 dk uzaklığa giderek ve 20$’ı geçmeden karşılayabilir miyiz?

%99 olarak bu şekilde sorunlarını çözmüşler.

 

Minimalizmin bir yan faydası olarak her ihtimale karşı boş yere saklanan eşyalardan kurtulmak hem zihnimizi temizlemeye, hem yer açmaya hem de omuzlarınızdan yük kalkmasına yardımcı oluyor (hem manen hem madden).

Özellikle kadınlar günlük çantalarını bir döküp tek tek baksınlar. Hangi eşyayı laf olsun diye boş yere taşıyoruz?

BUGÜN BUNU YAPIN:
Günlük çantanızı, laptop çantanızı boşaltıp bir bakın: Siz neleri her ihtimale karşı taşıyıp hiç kullanmıyorsunuz?