18 Şubat 2018 Pazar

Mutfakta Tasarruf Önerileri

İpek Hanım'ın Çiftliği ya da Pınar Kaftancıoğlu desem size bir şeyler çağrıştırır mı?

İpek Hanım'ın Çiftliği markasıyla 10 yılı aşkın süredir Nazilli'de ürettiklerini Türkiye'nin dört bir yanına ulaştıran Pınar Hanım aynı zamanda her hafta yazdığı özellikle de temiz tarım üzerine yazdığı maillerle de meşhur.

Geçen pazar gelen maili tamamen mutfakta tasarruf aslında daha doğrusu mutfakta her malzemeyi hakkını vererek kullanma üzerineydi.

Ben de bu önerileri görselleştirerek sizle paylaşmak istedim ki bu öneriler daha çok kişiye ulaşsın.

(cümlelerin yapısı değişik gelirse diye not: cümleler direkt Pınar Hanım'dan, evlerinde annelerinin ne yaptığını anlattığı için o şekilde kurulmuş)







Çocuk istismarına karşı biz neler yapabiliriz?


Günlerdir hepimizin içi yanıyor. Sizi bilmem ama ben konunun detaylarını okuyamıyorum. O ayrıntıları gördükçe kahroluyorum. Ben bu haldeysem o çocuklar nasıl, aileleri nasıl bilemiyorum. Düşünemiyorum. Son olayların üzüntüsü, tehlikenin ne kadar yanı başımızda olduğu duygusu, bir yandan da çocuklarımızı özgür yetiştirebilme isteği. Kafam karışık, canım çok sıkkın. 

Çocuk susar sen susma sloganı farkındalık yaratmak için hepimizin sosyal medyasında sıklıkla yer alıyor, sonrasında haklı olarak "çocuğa susmayı değil konuşmayı öğretin" deniyor.

Ben de en azından bu konuda bizim önden çocuklarımızı ve kendimizi bilinçlendirmek adına ne yapabiliriz diye düşünerek birkaç şey paylaşmak istedim.

Bunları bilmek sadece anne babaların görevi değil, hepimizin ailesinde, çevresinde çocuklarımız var. Onları gözetmek hepimizin görevi. Üstelik hep küçük kızlar var görsellerde ama bu konunun kız/ erkek çocuğu yok. Hepsi ne yazık ki tehlike altında.

1. Öncelikle yapmamız gereken şey çocuklarımızla konuşmak: onları konu hakkında onların anlayabileceği dilden haberdar etmek. Çocuklarının bedeninin bir oyun malzemesi olmadığını söylemek ve özel bölgeler hakkında bilgilendirmek en temel bilgi olabilir. (Kaynak: bianet)

2. Çocukları zorlamamalıyız. Bizim toplumumuzda çevreye ve büyüklere saygı ve çocuklara olan aşırı düşkünlüğümüz bazen çocukları zorlamamıza neden olabiliyor. İş, sokakta tanımadığımız insanlar çocuğumuzu öpmeye çalıştığında çocuğa "aa bak çocuğum teyze/amca seni sevecek" diye normalleştirmeye ; toplu taşımada anneye çocuğuyla yer verilmediğinde çocuk güvende olsun- düşmesin diye onu tanımadığı insanların kucaklarına vermeye ve hatta daha yakına bakalım: bazen o istemediğinde bizim zorla ona sarılmamıza öpmemize kadar geliyor. Yani "ebeveynlerin de çocuklarının vücut sınırlarına her zaman saygılı davranması önemli. Çocuğa sormadan veya onun itirazına aldırmadan istediğimiz gibi çocuklara dokunmamalıyız. Çocuk istemese de öpmek, sarılmak, mıncıklamak, gıdıklamak, okşamak gibi... Bu dokunuşlar hiçbir istismar içermese de çocuğa kendi vücudu üzerinde etkisi ve hükmü olmadığını öğretir ve çocuk istismara kırılgan olur." (Kaynak:bbc

3. Çocukları konuşmaya teşvik etmek de çok önemli. Çocuk içine sinmeyen, ona tuhaf gelen her şeyi gelip size anlatabilmeli. Tabii bu, ona günlük hayatta verdiğiniz dikkat ile de biraz orantılı bence. Normalde anlattığı diğer şeylere çok dikkat etmezseniz bu konuda da size gelmeye çekinebilir. 

4. Böylesi bir durumda çocuğunuz size bir endişe ile geliyorsa ona inanın. Uzmanlar, bu konuda çocukların yalan söylemesinin pek de yaygın olmadığını söylüyor. (Kaynak: bianet)

5. Peki bu şüphede ne yapılmalı: "Mesai saatleri dışında ise ve savcılığa ulaşımı güçse kendi oturduğu semtin bağlı bulunduğu karakola başvurularak suç duyurusunda bulunulmalıdır. Karakolda başvuru üzerine zaman kaybetmeden çocuğun Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) kendi rızasını da alarak muayenesinin yapılması gereklidir." (Kaynak: bbc)

6. Yasal prosedür sürerken: "Kesinlikle, çocuğunuzun yaşadığı istismarın onun sorumluluğu ya da suçu olmadığını anlamasını sağlayın. Asla "Bunu sana yapmasına nasıl izin verirsin?" gibi suçlayıcı cümleler kurmayın ve uzman yardımı alın: Cinsel istismar mağduru çocukların bu olayın üstesinden gelmesine yardımcı olmak, çocuğa öz-saygısını ve kendine güvenini tekrar kazandırmak, onu suçluluk duygularından arındırmak, aile bu süreçte çocuğa nasıl yardım edebilecekleri konusunda destek vermek ve yetişkinlik döneminde ciddi bir psikolojik rahatsızlığın oluşmasını engellemek için bir uzmana başvurmaktan kaçınmayın." (Kaynak: bianet)

Çocukları bu konuda bilinçlendirirken yararlanabileceğiniz kitaplar: 

1. Bedenim bana ait (burdan inceleyin)
2. Ben herkesle gitmem ki (burdan inceleyin)
3. Kırmızı çizgi (burdan inceleyin)
4. Sır versem saklar mısın? (burdan inceleyin)

15 Şubat 2018 Perşembe

Satınalma- elden çıkarma kısırdöngüsü


Sürekli evimizde bizi mutlu etmeyen şeyleri azaltmamız gerektiğinden bahsediyoruz. Hep bir azalma, onları neye göre azaltmalı, nereye vermeli, verirken neye dikkat etmeli...

Ama bütün bunları konuşurken en başta alma kısmını da atlamamak gerekli. 
Sürekli almaya devam ederseniz kendinizi bitmeyen bir kısırdöngü içinde bulursunuz.

Hatırlatmak istedim.


14 Şubat 2018 Çarşamba

Dağınıklık Boğar, Sadelik Nefes Aldırır | Neden sadeleşmelisiniz?


Sabah uyanıp gardırobunuzu açtığınız o anı hayal edin.
Çantanızaki anahtarı bulmaya çalıştığınız o anı hatırlayın.
Mutfak dolabından bardak alırken tüm bardakların yerine zorla sığdığı sanki biraz sonra üstünüze düşecekler sandığınız o an da tanıdık geldi mi?

Bu anların ortak özelliği ne? Sizi gerçek anlamda nefessiz bırakmaları. En azından ben öyle hissediyorum.

Eğer halihazırda sadeleşmişseniz sözüm size değil, siz bu anları geride bıraktınız demektir.
Ama neden sadeleşmeliyim diye merak edenler varsa "Sadelik nefes aldırır."

12 Şubat 2018 Pazartesi

Neden Mark Zuckerberg ve diğer başarılı insanlar her gün aynı şeyi giyiyor?



Sanırım bundan 2 sene önceydi. "H&M x Mark" gibi bir başlıkla bir 1 Nisan şakası yayınlanmıştı. Güya H&M'lere Mark Zuckerberg seti (Gri tshirt ve sweatshirt ve kot pantolon) gelmişti. Sonrasında bunun şaka olduğu anlaşılsa da Mark Zuckerberg'in hep aynı şeyi giydiği bir gerçek, başka bir önemli isim olan Barack Obama da hep aynı renklerde takım giymeyi tercih ediyordu. Steve Jobs diyince eminim birçoğunuzun aklına siyah balıkçı yaka kazak ve mavi kot gelecek. Dijitalin devlerinden Arianna Huffington'ın da sevdiği elbiseleri sürekli giymesinden bu yazıda bahsetmiştik. 

Hatta her gün aynı kıyafeti giyen reklamcı Matilda Kahl ve Lucinda Burt'den de bahsettik daha önce bu satırlarda.  

Daha önce bahsettiğim isimlerden Arianna Huffington her gün aynı kıyafeti giymiyor ama sevdiği kıyafet (gece kıyafeti bile olsa) olursa onu üst üste benzer davetlerde giymekten çekinmiyordu. Lucinda bu konuya deneysel yaklaşmış ve bırakmışken Matilda'nın amacı sevdiği bir kombin içinde kendini iyi hissetmek ve sabahları bir karar daha az almaktı. 

Peki, geçmişe baktığımızda Albert Einstein'a (aynı takımın birçok kopyasını yaptırmış hep aynı şeyi giyiyordu) kadar uzanan bu alışkanlığın temel nedeni ne?
Hayatlarından vermeleri gereken bir kararı daha azaltmak. 
Çünkü zihinsel yük diye bir gerçek var. Bir işi bizzat yapmasanız bile birçok kararı vermek, organize etmek ve kişilerin o işleri yapıp yapmadığını takip etmek hatta yapılmamışsa aksiyona geçmek gibi düşünebilir. 

(Ev hayatında kadınların zihinsel yükü çektiği konusu çok yeni tartışılan ve birçok kadının "aaa gerçekten de, demek bu yüzden böylesine yorgunum" diye aydınlandığı ayrı bir konu. Konuyu Blogcuanne Elif çok güzel anlatmış. Burdan okuyabilirsiniz)

Mark Zuckerberg diyor ki : "Bu topluluğa en iyi şekilde hizmet verebilmek dışında çok fazla kararla uğraşmamak için hayatımı gerçekten sadeleştirmeye çalışıyorum. "

Hep mavi ya da gri takımlar giyen Obama ise durumu şöyle açıklıyor: "Verdiğim kararları azaltmaya çalışıyorum. Ne yediğim ya da ne giydiğim hakkında karar vermek istemiyorum. Çünkü başka verecek çok kararım var."

Siyah balıkçı yaka kazağı ve mavi kotuyla ayrı bir efsane olan Steve Jobs'un; çalışanları için üniforma zorunluluğu getirmek için birçok kez uğraştığını ancak her seferinde reddedildiğini duysanız şaşırır mıydınız?

Bizim belki onlar karar verecek hayati kararlarımız yok. Ama hepimiz kafamızın daha rahat olmasını hak ediyoruz (Giyinmekten bir hobi gibi zevk alan ve buna uzun vakit ayırmaktan hoşlananları ayrı tutarak söylüyorum).

Beni takip edenlerin %80'inin kadın olduğunu düşünürsek hiçbirimizin her gün aynı kıyafeti giymek isteyeceğini de pek sanmıyorum (ben şu aralar hamileliğin son haftaları nedeniyle sürekli siyah tayt&tunik ikilisiyle gezmekten sıkıldım zira). O zaman ne yapalım?

1. Dolabınızı sadeleştirin ve sadece sevdiğiniz kıyafetleri bırakın. 
2. Ne giyeceğinize sabah değil, akşamdan karar verin ve uyuyun, o soru gece boyu aklınızı meşgul etmesin.
3. Pinterest gibi elinizin altında kolayca bulunabilecek bir platformda sevdiğiniz parçaları araştırın, ne giymek sizi mutlu ediyor onu öğrenin sonra da dolabınız buna uyumlu mu bakın, alışveriş yaparken bu parçalara yönelin. Yani döndük mü madde 1'e: sevdiğiniz, içinde mutlu hissettiğiniz parçalara sahip olun.



11 Şubat 2018 Pazar

Her şeyi azaltıyoruz ama neyin fazlası iyidir?


Daha fazla kıyafet, tabak-çanak, çanta, aksesuar vs'ye ihtiyacımız yok. Ama Joshua Becker'ın da dediği gibi

"Her zaman elinde biraz ekstra zaman olması, cebinde biraz esktra para olması ve dolabında biraz ekstra yer olması iyidir"

Bugünden daha güçlü ne var?


İnternette, farklı yerlerde sahipliği Can Yücel ve Özdemir Asaf'a mâl edilmiş bir söz var

Ömür dediğin üç gündür
Dün geldi geçti, yarın meçhuldür
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür

Kim söylemiş onu bir yana bırakırsak gerçekten de çok güçlü bir söz değil mi?

Hangimiz yeri gelip kendini keşkelerde kaybetmiyor? Keşke öyle demeseydim, keşke şöyle yapmasaydım... 

Ya gelecek için kaygılananlar? Bu görseli instagramda paylaştığımda özellikle de anneler yazdı: Çocuklarım için endişelenmeden duramıyorum. 

Bir duralım ve kendimize soralım, anda olmamız gerekirken ne kadar geçmişte takılı, ne kadar gelecek için kaygılı oluyoruz? 

Bir de bu işin harekete geçme tarafı var. Bu daha çok gelecekle ilgili kısım tabii. Ne kadar şeyi erteliyorsunuz? Hemen bugün yapabileceğiniz neleri yarına (yarın diyip kimbilir ne zamana) bırakıyorsunuz?

Benim hep ertelediğim bir şey vardı. Blogda yazdıklarımın yanı sıra size videolarla da ulaşmak istiyordum. Ama bir türlü başlayamadım. Teknik bilgim azdı, ekipmanım yoktu... 

İlk başta yararlı bulduğum ve görmenizi istediğim videolara alt yazı eklemeye başladım. Sonra geçen hafta masaüstü bir şey yaratmaya çalıştım. Ve dün, sevgili Zeynep Yörük'ün ziyaretinden sonra akşam oturdum ve sesimi (biraz da ürkekçe) duyabileceğiniz ilk videomu yaptım. 

Aşama aşama gittiğimi düşünürsek sanırım sırada artık kamera önüne geçmek var. 

İlk video linklerini aşağıda bulabilirsiniz. Belki kanala da abone olarak bana desteğinizi gösterirsiniz: )

Sevgililer Günü için Minimalist Hediye Önerileri

Hemen bugün bırakabileceğiniz 9 Plastik Şey