23 Aralık 2016 Cuma

Rüzgar Mira Okan'dan gardrobunuzu stilize şekilde sadeleştirecek sorular I Oku: Kendi Stilini Yarat




Modayla biraz haşır neşir olan kadınların büyük ihtimalle duyduğu bir kalıp vardır: mutlaka siyah mini bir elbisen olsun (little black dress). Peki gerçekten olsun mu?

Siyah elbiseye geri dönmeden önce biraz Rüzgar Mira Okan’dan konuşalım.

Geçen hafta bir eğitime katıldım. Normalde bu tarz eğitimleri ve eğitim verenleri uzaktan biraz şüpheyle izlediğim için açıkçası biraz önyargıyla gittim. Derken zaman geldi, 70 kadın U düzende kocaman bir salonda oturduk  ve hazırlıklarını yapmış bizi beklemekte olan Rüzgar Mira Okan’ı (RMO)dinlemeye başladık.

RMO hem bireylerle hem de kurumlarla çalışan bir stil danışmanı. Bizlerle olan eğitimine Stilinizi be ışığınızı yansıtın sloganı ile başladı. Bizlere "Bu moda bunu da al, bak dolabında olması gereken temel 33 parça şu, onları da al” gibi bir yaklaşım yerine biraz temel konulardan girip "Gardıropta 5 pantolon 6 gömlek üst üste asılmaktan bel yapan askılar ruhumuzda daha da ağırlar." diyerek dikkatimizi çektikten sonra bize 4 aşamalı gardrop detoksunu önerdi. 

Minimalizmle-sadeleşmeyle yolu kesişenlerin duyduğu hatta (umuyorum ki) deneyimledikleri bir şey bu. Sadeleşme kapsamındaki sadeleşme hareketinde her bir kıyafet için şu sorular sorulur:
1.      Bu kıyafeti son 1 yılda/6 ayda giydin mi?
2.       Bunu giyerken mutlu musun?


Rüzgar Mira ise aşağıdaki soruları da ekliyor. Ve bence bunlar kalmasını düşündükleriniz için çok önemli sorular.

Bu kıyafet;
1.       Vücut şekline uygun mu? (elma, armut, kum saati gibi)
2.       Vücut tipine uygun mu? (kaslı, çok zayıf, yuvarlak hatlar gibi)
3.       Vücut ölçülerine uygun mu? (bacak uzunluğu vs ölçülere göre)
4.       Peki eğer çalışıyorsan iş için mi sosyal hayat için mi uygun?

Aslında bu sorulara cevap vermek için vücut şekli, tipi konularında biraz okumak anlamak gerekiyor: Bunun içinse kaynak nedir bilemiyorum.  RMO’nun kendi kitabında detaylı anlattığını düşünüyorum, sipariş verdiğim kitap geldiğinde size bir güncelleme yazarım.

Tüm bunları yaptığınızda artık rahatlıkla kullanacağınız, belki biraz “kısa” kalmışsa bilinçli bir alışverişle destekleyeceğiniz bir gardrobunuz olacak. Bundan sonra da sadece vitrinde ya da bir arkadaşınızda/mankende gördünüz diye hoşunuza gidip anlık dürtülerle alışveriş yapmayacaksınız.  

Gelelim siyah mini(k) elbiseye; bacaklarınız düzgünse neden olmasın? Ama belki beliniz biraz kalınsa düz siyah değil de belde biraz içe doğru bir eki, kumaş oyunu olan bir elbiseniz olsa daha iyi. 

Yani siz boş verin süregelmiş kalıplaşmış listeleri, size ne uyuyor ona bakın. Belki de bundan sonra 
siz bir elbise kadını olur tüm eteklerinizi elden çıkarırsınız belli mi olur?

RMO’nun 2016 Mayıs’ındaki TED konuşması için buraya; Vücut Şekline Göre Giyim Tüyoları içinse buraya tıklayabilirsiniz.

Yazıyı yine ondan bir alıntıyla bitirmek istiyorum.

Yalınlaş ve özgürleş; ruhunu besle bedenini giydir

15 Aralık 2016 Perşembe

TOMS, sosyal sorumluluk üzerine kurulan bir şirket


Konusu minimalizm olan bir blogda bir marka üzerine yazmak biraz çelişkili olabilir ama söz konusu marka tamamen iyilik üzerine kurulmuşsa ve insanlar eninde sonunda ihtiyaçları için alışveriş yapıyorlarsa yazmak gerek diye düşünüyorum.

Toms benim için espadrillerin pahalı bir şekilde geri dönüşü demek olmuştu. Birden sokaklarda herkesin ayağında eskiden moda olan espadrillerin çeşit çeşit renk ve desenlerde oluşu bende "amaaan bir şey de moda olmaya görsün, hemen suyu çıkar" düşüncesi yaratmıştı.

Derken 2014'te oğlum Kaan daha 3 aylıkken bir kampanya başladı, Toms'un çıplak ayakla çekilen ve belli bir hashtag'l3 yayınlanacak her fotoğraf için bir çift ayakkabı bagışlayacağı söyleniyordu. Kaan'ın minnak ayaklarını çekerek ben de katıldım. Sonra Bebek'te One Day Without Shoes (Ayakkabısız Bir Gün) etkinliği düzenlendi. Hepsine toplamda bakınca bir markanın satış ve bilinirlik için yaptığı dönemsel bir kampanya gibi görünüyordu. 

Oysa değilmiş. Dün katıldığım marka konferansında Toms'un Türkiye Genel Müdürü Rıfat Elhadef'in konuşmasından kısaca derlemek istiyorum, ben çok etkilendim. Belki başkalarına da ilham olur:

Toms zaten en baştan kurucusu Blake Mycoskie tarafından ihtiyaç sahiplerine ürün dağıtımını sürdürülebilir kılacak bir yatırım yapmak için kurulmuş. Yani sürekli olarak ayakkabı satışı çocuklara sürdürülebilir bir yardım hedeflemiş. Öyle bir kerelik filan değil; okul hayatı boyunca her sene bir çift ayakkabısı olacak şekilde yardım sağlanıyormuş çocuklara. 

Dün izlediğim konuşmaya göre okula gidebilecek bir ayakkabısı olması bir çocuğun okula gidebilme şansını &62 oranında arttırıyormuş. Bu aslında çok da tahmin edilemez bir gerçek değil. Bunun yanı sıra 10 yılda 70 milyon çocuğa (devam eden) ayakkabı temininde bulunmuşlar. Dün de Marka Konfereansı'nda farkındalık yaratırken bir yandan da Van'a 10.000 .çocuğa okul hayatları boyunca giyecekleri ayakkabıyı bağışlayacaklarını ilan ettiler. 

Toms hakkında bir çok yazı var. Ben yazıdaki rakamları dünkü konuşmadan aldım ama biraz eski de olsa daha detaylı rakamları şurdan ulaşabilirsiniz. Bir de 2014'ten Ayşe Arman röportajı için de buraya tıklayabilirsiniz.

Bu arada Toms'un adı da Shoes for Tomorrow (yarının ayakkabıları) sloganından geliyormuş. 

29 Kasım 2016 Salı

Minimalist film afişleri - 6: Bu sefer sezonun efsanesi : Black Mirror

Black Mirror'laştırabildiklerimizden misiniz? Ben henüz değilim. Bir haftasonu oturup dizi maratonu yaparak açığımı kapamaya niyetliyim ama: )

Bu seferki afiş serimiz serinin 3. sezon bölümleri adına yapılmış posterlerden oluyor. Daha minimalistlerini gördük tabii ama bunlar da estetik açıdan gerçekten güzel olmuş. Diziyi ne kadar anlatıyor onu da hayranları yorumlarda yazsın lütfen.

Kaynağımız Media Cat








Eski afiş yazılarına bakmak isterseniz: 
Seri 1
Seri 2
Seri 3
Seri 4
Seri 5

2 Kasım 2016 Çarşamba

Benim minimalizm hikayem: Türk işi minimalizm nerden çıktı?


Less is more yani “az çoktur”.  Minimalist olmanın özü bu bence. Az eşyaya sahip olarak alanını genişletmek ve hatta zamanını artırmak. Bir nevi zenginleşmek.

Minimalizm denince birçok insanın aklına sadece atmak, azaltmak, vazgeçmek vs. geliyor. Oysa bu eksik bir tanım. Tabii ki fazlalıklardan kurtulmak bunun bir parçası ama temel noktası eşyaya odaklanmak değil. Odak noktası, daha fazla için yer açmak. Neyin mi daha fazlası?
Daha fazla zaman, tutku, deneyim, gelişim, katkı, mutluluk ve özgürlük...

Minimalizmi ilk ne zaman duydum bilmiyorum ama kendimi bildim bileli fazlalıklar beni sıktı. Mesela birden çok parfümü olanların sabah nasıl karar verdiklerini, masalarında 10’dan fazla kalemi olanların o kalemleri kullanmazken neden stokladıklarını, evde dört kişi yaşarken neden 50 tane çay bardağına gerek olduğunu anlayamadım hiç.

Sonra okumaya başladım. Bulduklarım hep yabancı blog’lardı tabii. Direkt olarak minimalizm diye bir kelime bildiğimden ya da araştırdığımdan değil ama sayfalar arasında gezerken “daha az eşyayla yaşamak, sadeleşmek” gibi yazılarda buluyordum kendimi. Giderek kavramlara aşina olmaya başladım. Mesela “declutter” yani dağınıklığı ortadan kaldırmak, ya da “minimalist olmak” gibi. Sonra minimalizm’de “challenge” (meydan okuma) kavramını gördüm ve çok sevdim. Kendim yapamasam da 100 eşya ile yaşamayı seçenler, altı parça kıyafet ile bir ay geçirip çok da rahat edenleri izlemeyi çok sevdim. Zamanla bir baktım ki kıyafetlerimi yüzde 50 azaltmış, iki kapılı bir dolaba ve bir şifonyere sığabilir olmuşum. Her yerden çıkan kitaplarımı dağıtıp üç raf gerçekten dönüp dönüp okumaktan zevk aldığım kitapla kalmışım. Kısacası kendimi eşyalarımdan biraz ayırmışım. Bunun beni çok rahatlattığını hatta özgürleştirdiğini fark ettim. Minicik bir not eklemek istiyorum. Minimalist olmak demek kendini bir zorlama içine sokmak değil. Sadece sahip olduğun eşyalara daha gerçekçi bir gözle bakarak onlarla ilişkini gözden geçirmek ve “birinin hatırı için, bir gün lazım olur diye ya da çok para vermiştim şimdi bundan vazgeçemem” gibi düşüncelerle kullanmadığınız, daha da fenası bakınca size sıkıntı veren şeylerden ayrılmak. Yani eşyanın durumuna ve tabiatına göre onu ihtiyacı olan birine vermek, geri dönüştürmek, başka şeye dönüştürmek (upcycle) ya da en son ihtimal olarak çöpe atmak.

Aynı zamanda fark ettim ki (o sıralar) bu konuda Türkçe yazan kimse yok. Bunun üzerine bu konuya bir Türk bakış açısıyla yaklaşma fikriyle “Türk İşi Minimalizm”i yani blogumu açtım. Burada uzun zamandır, mümkün olduğunca düzenli olarak minimalizm üzerine yazılar paylaşıyorum. Aynı isimli instagram hesabında daha sıklıkla paylaşım yapıyorum.  Bazen başka sitelere de misafir yazılar yazıyorum. Sadeleşmek aslında çok geniş bir kavram. Sadece elindekini azaltmakla bitmiyor, buna uyumlu olarak tüketimi de azaltmak, bu konuda bilinçlenmek gerekiyor. Daha da ötesinde dünyada gittikçe yaygınlaşan ve aslında hepimizin dikkat etmesi gereken “zero waste” diye bilinen “sıfır çöp” kavramı var. (konuyla ilgili Lauren Singer yazım için tıkla)

Şu andaki durumumu dürüstçe paylaşmam gerekirse evlilik, çocuk ve alınan kilolar derken dolabımdaki ve hayatımdaki sadeliği biraz kaybettim. Yine de kendimle bu alanda en çok gurur duyduğum iki şey:

1.       Seyahat ederken gerçekten çok az eşya ile idare edebilmek; son iki haftalık tatilimizde anne-oğul bir kabin boy bavula sığdırdık eşyaları.

2.       Oğlumun dolabını olabildiğince sade tutabilmek; tüm kıyafetlerini dört çekmecede rahatlıkla toparlayabiliyorum.

Geçtiğimiz dönemde burdan takip edebileceğiniz gibi “minsgame” isimli yeni bir meydan okumaya katıldım ve aslında uzun zamandır yapmam gereken eşyalarımı tekrar elden geçirme sürecim başladı. İlk günden çıkan iki torba çöpe inanamadım. Şimdi amacım en kısa zamanda eskisi gibi daha sade bir gardıroba ve sonrasında da hayata sahip olmak. (Minsgame güncellemeleri  için yazı 1 - 2 - 3)

Bu yazıyı okuyanlara ise en büyük tavsiyem işe en basitinden başlamaları. Belki odanızdaki bir çekmeceye, işyerindeki masanıza ya da çoraplarınızın durduğu rafa bakar ve öncelikle sihirli bir şekilde teki kaybolmuş çorapları temizlemeye karar verirsiniz. En kolay başa çıkabileceğiniz, bir oturuşta kısa zamanda tamamlayabileceğiniz hangisiyse onunla başlayın. Ne kadar iyi hissettirdiğini görünce sonra zaten devam etmek isteyeceksiniz.

İlk adımı atmak için size ilk yazılarımdan birini öneriyorum, orda oda oda size öneriler bulabilirsiniz.

26 Ekim 2016 Çarşamba

Hiç aynı kıyafeti üst üste kaç gün giyebileceğinizi düşündünüz mü? I Lucinda Burtt Kimdir?



Yazıya girmeden önce hepinizi Matilda Kahl'ı hatırlamaya davet ediyorum. Hani kendine bir üniforma yaratan ve her gün aynı tip giyinerek kendini sonsuz kıyafet kararları karmaşasından kurtaran reklamcı. (Burdan detaylıca hatırlamak mümkün)

Sonra da sizi Lucinda Burtt ile tanıştırmak istiyorum. Lucinda da Mathilda gibi bir reklam ajansında kreatif direktör, yani kıyafet için kurallar olan bir şirkette çalışmıyor; Mathilda'nın izinden giderek 3 hafta sürecek biraz daha farklı bir deney yapıyor kendine. Sadece çalışma günlerinde geçerli olan bu deneyde Steve Jobs'tan esinlenerek siyah boğazlı kazak ve kot pantolon tercih ediyor.

Bu deneyde cevap aradığı bazı sorular olmuş, mesela

- Ne giyeceğini bilmek onu bu süre içinde hızlandıracak mı?
- Her gün aynı şeyi giymek kolayına gelip devam edecek mi?
- Yoksa tam tersi bundan hemen sıkılacak mı?
- Ve daha da önemlisi "Kimse fark edecek mi?"

İlk hafta notlarına bakınca; Lucinda balıksırtı kararından hemen vazgecmiş; ve herhangi siyah bir üst olarak değiştirmiş kuralını. 1. hafta sonunda iş yerinde henüz fark eden kimse olmamış.

İkinci hafta notlarında ise Lucinda'nın bundan çok hoşlanmaya başladığını görüyoruz, evden çıkışı yaklaşık 20 dk hızlanmış ve tabii ki çok hoşuna gitmiş.

Gelelim deneyin son haftasına; deneğimiz bu 3. haftanın son günü "artık sonsuza kadar böyle giyinebilirim" diyerek bitirmiş olsa da tabii ki buna devam etmemiş. Ama bu 3 hafta kesinlikle çok rahat etmiş ve kimse onun kıyafetlerinin aynı olduğunu fark etmemiş ya da belki fark etseler de bir yorum yapacak kadar ileri gitmemişler.

Peki bu neden önemli? Bence bu kendimizi bazen çok önemserken; sürekli "güncel" kalmak için alışveriş yaparken bir durup düşünmek için önemli. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor ve aynı kıyafetleri temiz ve özenli giydiğimiz sürece kimsenin umrunda değil; ve artık öğrendik ki o kalabalık fotoğraflarda herkes sadece kendini bulup kendine bakıyor :)

Güzel giyinmek ya da stil sahibi olmak çok fazla kıyafet satın alarak değil de o kıyafeti kendinize yakiştırarak, içinde rahat ederek ve özgüvenle durduğunuzda oluyor.

Tabii bir de Lucinda'nın kendine çıkardığı iki önemli ders var:

1. Sabahları ne giyeceğim diye düşünmek yerine akşamdan kıyafetini hazırlamak.
2. Günler için kafasında kurallar belirlemek; siyah pazartesi, mavi salı gibi 

Lucinda'nın kendi kaleminden okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz

Bu yazıyı sevdiyseniz dolabındaki kıyafetleri 6 parçaya indirenleri de okumak isteyebilirsiniz.

23 Eylül 2016 Cuma

Minimalizm oyunumuz #minsgame'de 3. 5gün özeti. Minimalist ev bekle bizi





Evde #minsgame'in etkileri artık fark ediliyor. Artık 15.günü de tamamlayarak bu challenge'ın yarısına geldim. Daha cok kendi kıyafetlerim ve esyalarıma yöneldiğim için en büyük etkiler benim dolabımda görülüyor tabii. 

Bu hafta yaptıklarım arasında ilk defa ürün satmak da var. Çok severek aldığım ama boyut ve numara yüzünden kullanamadığım çanta ve ayakkabıyı satmak zorunda kaldım. Yollarken içim gitti ama kullanamadığım bir şeyleri tutmanın da alemi yoktu. 

Evden inanılmaz eşya çıktı, çıktı ama dolaplar hala dolu. Anlayamıyorum bu kadar eşya nerdeydi. Sanki azaltırken bir şekilde evde kalanlar bölünerek çoğalmanın bir yolunu buluyor: )

Annemler üzerinden kıyafetlerin büyük bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Bir kısmı ise geri dönüşüme gitti. 

Haftanın sonuna doğru ise takılar ve iç çamaşırları/çoraplara el attım. İki eşya grubunda da öyle bir dağınıklık yaratmışım ki son halini görünce resmen kendimle gurur duydum.

Siz de bir yerden başlamak isterseniz aşağıdaki yazılardan birine göz atın.


6 Eylül 2016 Salı

Bir minimalist anne yazısı: Kampa gidelim mi baba/ Bozcaada seramik eller

Bu tam bir anne yazısıdır. 12 yaşa kadar çocuğu olan aileleri bire bir ilgilendirir. Diğer kişiler de ya ne güzel şeyler de oluyor diyerek okuyabilir:) Kaan'ın doğduğu günlerde keşfettim piknik-kuşu ve paralelinde kampagidelimmibabayı. Kaan kucağımda minicikken o büyüdüğünde acaba biz de bu işlere kalkışabilir miyiz düşündüm ve Alpay'la Ayçayı takibe aldım. Kaan bir katılımcı olacak kadar büyürken onlar da bu süreçte daha geliştiler. Uzun süreli kamplarına başladılar. Ve sonunda Kaan yaşında bir kızı olan baska bir arkadaşımın da niyetlenmesiyle hadi yapalım dedik ve 2,5 yaşındaki veletlerle 1 haftalık çadır konaklamalı seramik eller kampına yazıldık 2 ay öncesinden. Bize çadır içinde 5cm yüksekliğinde sünger yatağı ve 2 yastık ile kurulu şekilde verileceği için biraz rahat olsak da orda hicbir sey olmaz diyerek yüklendik azıcık. 
Kamptaki güzel çocuklar. Foto: instagram.com/kampagidelimmibaba

Bu arada ismine aldanmayın. Kampta ailelerin yanı sıra anne kız/ anne oğul gelenler de çoktu. Fotografların bir cok #kampagidelimmianne olarak etiketli zaten.

Yazının asıl amacı olan ne götürdüm ne çok iyi oldu ne gereksizdir geçmeden önce biraz kampı anlatayım. 

Uzun süreli olan Kampa gidelim mi baba kampları  Haziran gibi Dedetepe'de başlıyor. Agustosta ise Bozcaada Seramik eller etabı baslıyor. Hepsi 1 er haftalık. Giriş pazar/ çıkış cumartesi. Böylece geliş gidiş trafiği de biraz kontrol altına alınmış oluyor. 

Bozcaada ayağındaki kamplar merkeze yakın Gülerada Pansiyon alanında. Merkeze yakınlıktan dolayı hem aşağılarda gezmek hem de bir seyler almak vs mümkün. Bu yönüyle Dedetepe'den daha rahat(mış). Seviye 1 de diyen varmış:) Seramik atölye kısmı da merkezde oluyor. Biz merkezde öğle rakısı, Kaan'a dondurma kaçamakları yaptık:) Buradaki kampta hem kamping alanında kiralanabilen çadırlar hem kendi çadırını getirme imkanı hem de apart odalar bulunuyor. Sabah kahvaltıları aksam yemekleri Gülerada'da. Oglen yemeklerinin bir kısmı ise programa göre merkezde ve size ait. 

Her güne yayılmış farklı programlar var. Kampın kendi sahili bence oldukça tatmin edici ama bir çok farklı sahile gittik. Trekking yaptık. Bağ bozup 1,5 ton üzüm topladık hep beraber (önceki grup 3 ton toplamış gerçi:) akşamları ates basına masallar yazıldı, çocuklara acık hava sinema kuruldu. Büyükler el işleri yaptı biraz. Katılımcılardan bir babanın çocuklar için karikatür atölyeleri oldu. 

Foto: instagram.com/kampagidelimmibaba
Her şeyden öte çocuklar çok özgürdü. Tüm enerjiklerini kullandılar. Rahatladılar. Birlik olmayı, beraberce bir şeyler yapmanın tadını öğrendiler. Bizim mini boylar kumsalın , yemek tarafındaki parkın ve çadır alanındaki toprak alanın bol bol keyfini sürdü. 

Ben gecen bayram ailece kabalık tatildeyken bu kadar rahat değildim sanırım. Çocukların kaynaşması ve onları oyalayacak cok şeyin olması hepimizi çok rahatlattı. 5yaş ve üstü cocuk aileleri zaten rahattı. Biz de 4 ebeveyn arada dönüşümlü baslarında durarak ve aktiviteleri başlatıp onlara devrederek ya da onların yeni oyunlar yaratmasını izleyerek takıldık. 

Foto: instagram.com/kampagidelimmibaba
 Peki yanımızda neler götürdük?

Ben: 3 şort, bir tane merkezde dolaşırken giymelik elbise, 5-6 Tshirt, 1 hafif pantolon, 1 spor tayt, 2 kalın üst (Bozcaada oluşundan tırstım) bir denize giymelik elbise ve 3 çift ayakkabı (ayağımda birkenstock yanımda 1 çift spor ayakkabı bir de deri sandalet) ile
 cıktım yola. Tek kullanmadığım deri sandalet oldu. Onun yerine bir parmak arası terlik getirsem cok daha dogru olacaktı. Birkenstock'ları biraz fazla sulu kumlu aktiviteye soktum. Onun dışında tam geldi. Tek üstle de idare ederdim bence. Sadece aksam gec saat ve sabah erken üstüme bir sey gerekti. Tabii bikini,çorap be iç çamaşırı da götürdüm:)

Hakan: cok Tshirt, 2 şort, 2 kalın üst. 1 terlik 1 çift spor ayakkabı. Onun o kadar tshirte ihtiyacı olmadı. Bir çoğu temiz geri geldi. Bence 7tane tam yeterdi. Spor ayakkabıyı çıkarmadı bile. Bir de tek kalın üstle tamamladı haftayı. 

Biz Hakan'la tek bavula rahat sığıp Kaan'a da bir çanta yaptık. 

Kaan: cok Tshirt cok şort. Herhalde 10'ar tane. 2 kalın üst. Çoraplar. Bir sandalet bir spor ayakkabı. 3-4 tane de çıtçıtlı body. Kaan'ınkiler de ucu ucuna yetti. Biz genelde günde bir şeyle idare ederken kaanın üstü sürekli değişti. Kimi zaman ıslandığı için kimi Zaman toprak ya da yemek lekesi yüzünden. Açıkcası denizden yaşananları kurutup deniz için tekrar giydirdim. Dönüş yolunda da arabada terleyince 2 kere Tshirt değiştirerek her şeyini 1 kez giymiş oldu. 1 kalın üst hariç:)) tek olmasın kirlenir ıslanır diye düşündüm ama kimsenin o yedeklere ihtiyacı olmadı:)

Herkese; birer deniz için peştemal, birer yıkanmak için peştemal. Bir şampuan, bir duş jeli, kaanın şampuanı, deodorant, yüz kremi, güneş kremi, diş fırçaları ve macunları. Son dk hazırlandığım için küçük boy ya da seyahat tipi bir seylere koyamadım. Gereksiz yer kaplasa da çadır büyüktü. Cok sorun olmadı. 1 de büyük nevresim takımı aldım onu da değiştirmeye gerek kalmadı. 

Kitaplar: asıl costuğum kısımları sona sakladım: Kaan için 5 kitap, tek renk oyun hamuru ve bir kaç araba aldım yanıma. Yetti ve hepsiyle oynadı. Kendime 5 kitap aldım. Hep kampta olacağız. Gidiş yolu- dönüş yolu uzun e ben de  hızlı okurum diyerek. Fiyasko. Birini bitiremedim bir de orda sahaftan 5 tane daha aldım(benim zayıf noktam da kitaplar napalım). Hakan dergi almıştı yoldan. Onları okudu. 

Park yatak ve puset: evet çadıra park yatak kurdum. Düzeni bozulmasın. Öyle alıştı filan derken kurduk yatağı bir heves.  Ama hayır orda uyumadı. Küçücük cocuk bile çadır ve park yatak arasında bir ilişki kuramadı:) 2. geceden sonra kaldırdık bagaja. Puset ise öğle uykuları için iyi oldu. Genelde merkeze inip bir tur atıp uyuttuk. Kamp alanı hem gürültülüydü hem de çoğu çocuk gibi Kaan öğlen uykularına pek meraklı değil. İyi ki götürmüşüz. 

Biz bu haftanın sonunda çok güzel anılarla ve gercekten gelecek senenin hayalini kurarak döndük. Bakalım seneye de bu hayali sürdürebilecek miyiz?

20 Ağustos 2016 Cumartesi

#minsgame'de ikinci 5 gün özeti




#minsgame'de ikinci 5 günü yine dolu dolu tamamladım. Bugün instagramda da yazdığım gibi ayıkla ayıkla işin içinden daha çıkamadım.

İkinci 5 günde de ağırlıklı olarak kıyafetlere eğildim. Biraz Kaan'dan, biraz Hakan'dan biraz benden derken 5 parçayla kalmadık tabii. Verilecek olan kıyafetler bir köşede birikti. Haftaya bir derneğe ileteceğiz annemde.

Biraz da Kaan'ın oyuncaklarından temizlik yaptım. Açıkcası onunkilerden resmen çöp çıktı. Ambalajıydı, bitmiş parmak boyasıydı mini bir torba hallettik.

Kalan 20 gün sonrası evde bir ferahlama olur mu acaba: )

8 Ağustos 2016 Pazartesi

#minsgame güncellemesi -1 ; ilk 5 günün özeti






Doktorun dediğini yap, yaptığını yapma demişler. Benimki de birazcık o hesaba dönmeye başlamıştı diye başlamak istiyorum bu sefer. Evlenmeden önce oturttuğum düzen evlilik, çocuk, alınan kiloların hala verilememesi derken oldukça bozulmuştu. Tabii ki hayatımdan çıkarmadım, mesela kendimle en gurur duyduğum şey Kaan'ın kıyafet ve oyuncaklarını idare edişim. Oyuncakları 2 kutuyu;kıyafetleri ise 4 çekmeceyi aşmıyor hem her seyini doya doya kullanıyor hem de alanı ferah kalıyor.

Seyahatlere çıkarken de gayet güzel idare ediyorum. Son 2 haftalık tatilimizde Kaan'la bir kabin boyu valize sığmayı başardık, yanımızda taşıdığımız bir de küçük yol çantası ile (kitap, oyuncak, atıştırmalık).

Geri kalan her şey içinse The Minimalists'in başlattığı #minsgame 'e katıldım. Her gün düzenli olarak ilerleyemesem de mutlaka devam ediyorum. Hatta amaç her gün 1 eşya azaltmakken gün geliyor 1 torba hatta fazlasını elediğim oluyor. Ne kadar çöp çıktığına ise inanamıyorum.

İlk 5 gün güncellemesinin fotoğraflarını paylaşmak istedim. İlk gidenler arasında Kaan 2,5 yaşına yaklaştığı için geride bıraktığımız 2 yıl kitabı, benim anı olarak sakladığım sayısı 20yi bulan koşu tshirtlerinin büyük bir kısmı, çer çöp (kağıt, kutu vs), Hakan'ın tshirtleri, yıpranmış albüm ve anı olarak sakladığım ama 3 yıldır varlığını unuttuğum kolajlarım (fotograflarını cekip vedalastım) ve asla kullanmadığım eski bir fırça var.

Hadi siz de bu haftaya bir başlangıç olarak dolabınıza bir göz atın bugün.


25 Nisan 2016 Pazartesi

İşe her gün aynı kıyafeti giyen minimalist reklamcı Matilda Kahl




Sizi Matilda Trille Kahl ile tanıştırmak istiyorum.


Instagram hesabına bakarsanız o da kendini "işe her gün aynı şeyi giyen kadın" olarak tarif ediyor.

Gerçekten de işe her gün aynı gömlekle olmasa da her gün beyaz bir üst ve altına da siyah pantolon giyerek gidiyor,

Young&Rubicam, Saatchi&Saatchi gibi büyük ajanslarda sanat direktörü olarak çalışmış, Cheerios gibi büyük markaların görsel işlerinin başında olan bu kadın neden bunu yapıyor peki derseniz bir sabah ne giysem krizi yaşayıp çok önemli bir toplantıya geç kalması, üstelik de vardığında üstüne giydiği kıyafeti ters giydiğini fark ediyor.

Bunun üzerine her sabah bu nedenle nasıl vakit kaybettiğini, odağının dağıldığını düşünerek kendine 15 kadar beyaz üst (gömlek, tshirt vs) ve bir kaç siyah pantolon alıyor ve işe her gün sadece bunlarla gitmeye başlıyor. Ve bu giyim onunla özdeşleşiyor. O kadar ki Harpers Bazaar dergisine bile konu oluyor. Daha da ötesi, o zaman çalıştığı ajansta (Saatchi&Saatchi) 23 Nisan'da Matilda gibi giyin (#dresslikematildaday) düzenleniyor.

Matilda Gibi Giyin Günü'nden,kaynak: harpersbazaar.com


eh, abartmak da mümkün tabii, foto: Michele Daly


18 Nisan 2016 Pazartesi

Derle, topla, rahatla; Marie Kondo'yu duydunuz mu?




Minimalizm ile ilgili yazmaya ilk başladığımda benim için en popüler isimler The Minimalists ve ZenHabits sitelerinin sahipleriydi. Tabii ki zamanla listeme bir çok isim, blog, proje girdi ama benim için hala ilk akla gelen isimler bunlar.

Son zamanlarda ise konmari diye adlandırdığı yöntemin sahibi Marie Kondo'ya rastladım.Önce internetten bir iki video, görsel derken sonunda Derle, topla, rahatla'yı aldım ve bir çırpıda okudum.

İşte Marie Kondo ve kitabının ingilizce bir baskısı. İdefix'te Derle Topla Rahatla olarak bulabilirsiniz.

Marie Kondo tam bir düzenlilik abidesi, bu onun her zaman hobisi hatta tutkusu olmuş. Hayatını buna adadığını söylemek çok da yanlış olmaz.
Konmari sadece ne kalsın ne gitsin demekle kalmıyor size çekmece ve dolapları toplamak için de tavsiye veriyor.

Kitaptan edindiğim bir çok güzel fikir var; bende tortusu kalansa 2 önemli öneri var:

1. Eğer bir eşya size mutluluk vermiyorsa onu atın (o atın demiş tabii de siz ne gerekiyorsa onu yapın, bağışlayın, dönüştürün, hediye edin...)
2. Her akşam eve gelince çantanızı tamamen boşaltın. (yoksa benim gibi annenizin akşam bunu eşine verirsin dediği yıldız tornavidayı 3 gün dolaştırırsınız, ve bir çok atılacak fişi , gereksiz kağıdı ve dökülen sakız drajelerini de...)

Başka güzel tavsiyeleri de ilerde paylaşacağım , sizi konmari metodu kırışıksız katlamayı gösteren bir grafikle baş başa bırakıyorum.

Bu da jujuprinkles.com sitesinden konmari usulü kırışıksız katlamayı gösteren tatlı bir grafik

11 Nisan 2016 Pazartesi

Çöpsüz bir hayat mümkün diyen kadın: Lauren Singer

Bir TED konuşmasında denk geldim Lauren Singer'a; TEDxTeen'de konuşan (konuşmayı izlemek için şuraya lütfen) Lauren Singer; önce bir küçük kavanoz gösteriyor, içinde son 1 senede ürettiği/neden olduğu çöp var. Sadece bir minik kavanoz!
Lauren, bu konuşmada neden çöp üretmeyen bir hayatı tercih ettiğini anlatıyor.

Müsait olduğunuzda bir 15 dakika ayırarak bu konuşmayı dinlemenizi, üzerine bir de blogu trashisfortossers'ı okumanızı tavsiye ederim.

Sonra da bir dönüp kendinizi sorgulayın; aslında engel olabileceğiniz ne kadar çöp üretiyoruz? Ben o gün işyerinde içip içip (en azından geri dönüşüme attığım) pet şişe sayısına baktım. İnanılmazdı.

Sonra en kolay erişimi orda bulacağıma inandığım için instagrama girdim ve hesaplar arasında biraz dolaştım. Sonuç inanılmaz. Tamam belki okyanusta bir su damlası kadar ama yine de ilham verici bir çok hesap var. Ve yapılabilecek bir çok küçük hareket. Bir kaç tanesini burda sıralamak isterim. Daha fazlası için #zerowaste #nowaste #notrash gibi hashtag'lere göz atabilirsiniz.

- Bir starbucks/Nero vs kahve severseniz termomug da denen, hafif termoslarınızı yanınızda taşıyın, kahvenizi kağıt bardakta değil bunlarda alın, hatta mason jar diye tabir edilen ikonik (burda limonata için vs meşhur olan) bardak kavanozlardan alıp dışarda alacağınız tüm içecekler için kullanabilirsiniz.