18 Kasım 2012 Pazar

Minimalizm Bütçenizi Nasıl Kurtarır?

Minimalizmin sizin iç huzurunuz üzerinde olduğu kadar evinizin dekorasyonu ya da giyiminiz üzerinde etkisi olduğu bir gerçek. Peki ya bütçeniz? Bir minimalist olma yolunda attığınız adımlar acaba bütçenize katkıda bulunabilir mi?

Taksitler içinde boğulmak, internette fırsat sitelerinde gezinirken kendini kaybederek gereksiz alışverişler yapmak, her canımız sıkıldığında kendimizi AVM’lere atmak hepimizin ortak dertlerinden. Bakalım minimalist düşünceyle bunların üstesinden gelmek için neler yapabiliriz?

Önerilere geçmeden önce çok basit bir ilkeyi hatırlatmak istiyorum: geliriniz ne kadar olurda olsun harcamalarınız gelirinizin altında olmalı, yoksa bir yerde çuvallarsınız. Taksitle alışveriş yaparken biriken taksitlerin nasıl bir yük oluşturacağını bilmelisiniz, kimi zamanlarda evde arkadaşlarla yemek düzenlemeyi dışarda rakı-balığa tercih edebilmelisiniz.

Gelelim önerilere;

Harcamalarınızı kaydedin;
Alışverişlerinizi büyük oranda kredi kartıyla yapıyorsanız zaten işiniz daha kolay, ekstrelerinizi inceleyerek de büyük aşama kaydedebilirsiniz. Hatta bazı bankalar harcamalarınızı gıda-giyim vs gibi gruplayarak gösterebiliyor. Aynı evinizde yaptığınız neyim var neyim yok çalışmaları gibi harcamalarınızı kaydedin ve sonra nelere para harcadığınızı inceleyin.

Gruplayın;
Harcamalarınızı kağıda (ya da excele) döktükten sonra gruplayın. Neleri gerçekten ihtiyaç duyduğunuz için, neleri anlık bir dürtü hissettiğiniz için neleri de laf olsun diye aldığınızı yazarak fark edin. Nakit kullanılmadan yapılan harcamalarda özellikle de internet yapılıyorsa kişi o anda para harcadığının çok da bilincinde olmayabiliyor.

Eleyin;
Madem ki minimalizm nelere ihtiyaç duyduğumuzun bilincine vararak “fazlalıklardan” kurtulmak demek hazır minimal bir hayata geçiyorken evi bir yandan temizlerken bir yandan da anlamsız alışverişlerle doldurmayın. Harcamalarınızı eleyin. Evde aynı tshirtten 3 tane var diye 2’sini verilmek üzere ayırmışken teke düşüp rahatlamışken 1 hafta sonra kendinizi aynı tshirtten alırken bulmayın.
Gıda alışverişi yaparken stoklamaya uygun olmayan malzemelerden fazla fazla almayın. Deterjan, kağıt havlu gibi bazı dayanıklı ürünler fazla adetlerde alındığında daha avantajlı olabilir ama tek kişi yaşıyorken raf ömrü 2 hafta olan kiloluk yoğurtlardan sırf kampanya var diye 2 tane almak çok da akıllıca olmayabilir.

Evdeki gider kalemlerini gözden geçirin
2 tane dijital yayın aboneliği, sabit telefon hattı, okumadığınız dergi abonelikleri ve hatta abur cuburlar... ne kadarı gerçekten gerekli, mutlaka gözden geçirin.

Kartlarınızdan kurtulun;
Ne kadar çok kredi kartı o kadar çok takip edilmesi gereken hesap demektir. Aklınızı da rahatlatmak adına bir karta inin. Belki onun limitini acil durumlar için 5 kartınız olduğu dönemdeki ortalama limitten fazla yapabilirsiniz. Ama tek karta inin ve ödeme günlerini kaçırmayın. Asgari tutarı ödemenin sorunu anlık olarak çözmek değil de uzun vadede daha beter sıkıntıya girmek olduğunu unutmayın.

Kenara ayırın;
Ne kadar olursa olsun her ay kenara biraz para ayırmayı ihmal etmeyin. Bu ay 50TL olur, bir dahaki ay daha iyisini yapar 300TL koyarsınız ya da çok daha fazlasını. Biriktirme alışkanlığınız hiç yoksa büyük miktarları değil önce alışkanlığı edinmeyi hedefleyin, 4-5 ay üst üste her ay para biriktirdiğiniz noktada, artık ne kadar biriktirmeniz gerektiğine karar verip o konuda çaba gösterebilirsiniz.

BUGÜN BUNU YAPIN:
Sabah kalktığınızdan bu yana ne harcadığınızı not edin. Sabah işe gelirken aldığınız simit, öğlen aldığınız sigara, internetten sipariş verdiğiniz nevresimler, eve giderken aldığınız cipsler... hangileri gerekliydi, hangilerini başka yolla çözebilirdiniz? Ya da belki hiç almasanız daha iyiydi. 1 hafta kadar her yeni alışverişinizde, para harcadığınızda bir kere daha düşünün.

Evdeki tek minimalist siz olduğunuzda

Minimalizmi hayatınıza sokmak demek, eğer tek yaşamıyorsanız evdekilerle de bir uzlasma saglamanızı gerektiyor. Siz olabildiğince basit bir yaşam sürmek isterken annenizin, eşinizin, ev arkadaşınızın... her tatil sahilden topladığı taşların sağdan soldan çıkması bir çatışma noktası olabilir.
Peki bu durumda ne yapmalı?
İşte evinizi paylaştığınız sevdiklerinizle çatışmamak için bazı ipuçları:
1.       İlk hedefiniz kendiniz olsun -  Kendi eşyalarınızla olan “hesaplaşmanıza” odaklanın. Onun/onların eşyalarına takılmamaya çalışın. Kendinizden başkasını kontrol edemeyeceğinizi unutmayın. Amacınız bir şekilde huzura ulaşmaksa, başkalarının size uymamasını bir sorun haline getirmeyin.

2.       Onlara örnek olun – kimseyi sizin dilediğiniz gibi olmaya zorlayamazsınız ama yaptıklarınızla onlara ilham verebilirsiniz. Seçtiğiniz tarzın hayatınızı kolaylaştırıyor olması evdekilerin de gözünden kaçmayacaktır. Sonunda öneri almaya geldiklerinde onları geri çevirmeyin.

3.       Anlatın -  Kimi zaman insanların değişik şeyleri denememelerinin en büyük sebebi aslında konu hakkında bilgi sahibi olmamalarıdır. Neler yaptığınızı anlatın. Mesela bu ay hiç alışveriş yapmadınız mı, odanızdaki kıyafetleri mi ayırdınız, fazla bazı eşyalarınızı ihtiyacı olanlara mı verdiniz? Bunları nedenleriyle birlikte anlatın ve paylaşın.

4.       Eviniz müsaitse onu parçalara bölün ve paylaşın - Salon onun dekorasyon alanı olsun ama oturma odası sizin minimal göz zevkinize göre şekillensin. Az eşyayla az ve öz şekilde düzenlenmiş alanlar rahatlatıcı etkileriyle herkesin ilgisini çeker. Size ait alanlar evin diğer bölümleri için örnek oluşturabilir. Bu odanın çekiciliği evdekileri harekete geçirebilir.

5.       Orta noktada buluşun – evin bazı alanlarını bölüşseniz bile mutfak, banyo gibi ortak alanlarda fikir ayrılıkları olabilir. Konuşun, anlamaya ve kendinizi anlatmaya çalışın. Biliyorum bir anne hiç bir zaman evdeki 4 kişi için sahip olduğu 20 havludan ya da 15 nevresim takımından vazgeçmek istemez. Ama rengi solmuş olanları ayırıp ona gösterdiğinizde bunları misafirlere göstermekten çekineceği için size kulak kabartabilir.

6.       Bunu bir avantaja dönüştürün-  Siz her şeyinizi buna gerçekten ihtiyacım var mı diye elemişken bir anda ihtiyacınız olabilecek (ve sizin listenizde kendine yer bulamamış) bir eşyayı onlardan temin edebilirsiniz. 

BUGÜN BUNU YAPIN:
Bir hafta boyunca zorunlu haller dışında (yemek malzemesi, tuvalet kağıdı vs.) alışveriş yapmayın. Mağazaları gezmeyin, internette fırsat sitelerini incelemeyin. Aslında önerim 1 ay ama 1 haftayla deneyip sonra da 1 aya çıkarabilirsiniz. Böylece aslında ihtiyacınız olmadan sadece görüp etkilendiğiniz şeylerin daha çok farkına varabilirsiniz.



NewYork'un En Küçük Dairesi


Bu hafta sizlerle New York’un en küçük dairesini paylaşmak istiyorum:
New York’un Manhattan bölgesinde yaşayan Zaarath ve  Christopher Prokop’un 2 kedisiyle paylaştığı bu evi New York Post’ta gördüğümde biraz ileri gittiklerini düşünmedim değil.  Ama hem ilgi çekici olması açısından hem de minimalizm kapsamında aslında ne kadar az eşyayla ne kadar ileri gidilebiliri göstermesi açısından güzel bir örnek.
16 metrekare olan apartmanda ihtiyaçları olan her şey var. Dairenin 2 küçük penceresi Manhattan manzarasına bakıyor, sağ tarafta küçük bir buzdolabının ve fırının olduğu bir mini mutfak solda ise banyo ve en dipte ise yatak/koltukları var. Çift kişilik yataklarının yaşam alanlarının 1/3ünü kapladığını düşünürseniz evin küçüklüğünü daha iyi gözünüzde canlandırabilirsiniz. Yataklarının ucundaki sandığı da dolap olarak kullanıyorlar.
Televizyonları yataklarının hemen karşısında, bir de şaraplarını ve konyaklarını koydukları içki dolapları var. Christopher Prokop’un Remy Martin’de muhasebe bölümünde çalıştığı düşünülürse bir konyak dolaplarının olması oldukça mantıklı.
Kıyafet işini ise biraz sıradışı bir yöntemle çözmüşler. Evden işe yürüyerek gidiyorlar ve yolda kuru temizlemeciden iş kıyafetlerini alıp işte değiştiriyorlar. Tabii kıyafetlerin yetişmeme ya da kuru temizlemecinin kapalı olması ihtimaline karşı iş yerlerinde de yedek kıyafet bulunduruyorlar.
BUGÜN BUNU YAPIN:

Bugünkü tavsiyem evdeki büyük (ya da küçük) ev eşyalarınıza yönelik. Bunlardan hangisinden vazgeçebilirsiniz onu düşünün. Buzdolabı, çamaşır makinesi belki olmazsa olmazlarınızdan ama 2. hatta 3. televizyona gerçekten ihtiyacınız var mı?

Az Aslında Çoktur



Az çoktur ya da orijinal deyimiyle “Less is more”* bize yaşamda minimalizmin kapılarını açıyor. Az diyoruz ama ne kadar az? Kendinizi hayattan mahrum edecek ya da istediğiniz şeyleri yapamayacak kadar mı az? Tabii ki hayır.  Burda asıl söylenmek istenen sizi asıl mutlu eden az ama öz nesneyle hayatta daha mutlu olmak aslında. Tabii bu sırada dolayısıyla daha az tüketerek dünyaya da özen göstermek. Bu yolla fazlalıklardan kurtulup kendimizi hem maddi hem de manevi yönden rahatlamış hissetmek elimizde. Malum, çağımız tüketim çağı. Tüketmekten anlık hazlar alıyoruz ama “satın alma” sona erdikten sonra bir boşluk yaşıyoruz. Sonra yeni bir şey alıyoruz. Minimalizmin bir amacı da bu kısır döngüyü kırabilmek.
Tarihsel olarak bakacak olursak minimalizm modern sanat ve müzikte, kökeni 1960'lara giden, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akım. ABC sanatı, minimal sanat gibi tabirlerle de anılıyor. Ama ben sanatta ve ya müzikte değil de yaşamda minimalizmden bahsetmek istiyorum.
Minimalizm evinizde, odanızda, işyerinizde, giyim stilinizde ya da fikrinizde uygulanabilir. Çok kısa tanımıyla eşyalara bağımlı olmayan; çok şey başarmak ya da her şeye yetişmekle kendinizi hırpalatmayan sade bir yaşam söz ettiğimiz.
Peki bunun faydası ne derseniz, daha az stresli bir yaşam, daha az tüketim, daha az borç, daha az temizlik yapma (örneğin kıyafet, ya da tozu alınacak eşya); kendine daha çok zaman ayırma, sevdiğin şeyleri giyme ve daha bir çok benzer neden.
Bu nedenlerden ötürü uzun zamandır beni etkisine alan bu akımı anlama ve uygulama çabam azalmadan devam ediyor. Minimalist yaşam kendine yavaş yavaş da olsa yer edinmeye başlarken Türkiye’de bu konunun çok yazılıp çizilmediğini fark ettim. Bu nedenle amacım burda başta minimalizm olmak üzere doğaya dönüş, sürdürülebilirlik, eskiye dönüş, sadeleşme ve ekoloji konularında biraz kalem oynatmak.
Minimalizm sizin de ilginizi çektiyse gelin bu hafta bir başlangıç yapın, masanızı toplayın. İş masanız, ders çalışma masanız, evdeki sehpanız... içinizden hangisi gelirse. İş masanızı örnek alırsak orda uzun zamandır duran dosyaları olması gereken yere kaldırdığınızda, eski ya da artık gereksiz evrakları imha ettiğinizde, masanızda yer işgal eden “ıvır zıvır”lardan kurtulduğunuzda (mesela monitörün üstündeki post-itleri temizlediğinizde) yaşadığınız mekansal ferahlığın çalışmanıza da yansıdığını göreceksiniz. Bir de çöpe ayırdığınız şeylerden geri dönüşüme uygun olanları ayırdıysanız bugünlük sizden iyisi yok demektir.

Sadeleşerek Zenginleşin : Yaşamın özünü anlamak için kalabalık ve gürültülü dünyanın ötesine geçerek sadeleşmemiz şart.