18 Kasım 2012 Pazar

Az Aslında Çoktur


Türk İşi Minimalizm artık turkisiminimalizm.com'da
Yazıyı okumak için: 

5 yorum:

  1. Kesinlikle katiliyorum.Kapitalist bir dunyada her zaman tuketim ve uretim on planda.Ornegin Apple ,phone ÜRETİR.Cogu insan gercek fiyatinin cok ustunde bu telefonlari almak icin ugrasirlar.Sonuc sendrn giden 4 binlira(TUKETİM) .Apple giden 4 binlira(Uretim ve kazanc) .Minimalist birisi olsan.Telefon Androidli olsun yeter.500 tl dr tel alabiliyorsun.Sonuc az para ile hemen hemen ayni islevi gerceklestiten cihaz aldin.Hem dr daha mutlu oldun.Bir anda 4 binlira harcayip da bosluga dusmedin.Kisacasi maddi ve manevi olarak daha mutlusun.Yaziyi yazan arkadas .Sanirim az yazi cok demek:) ben olsaydim herhalde biraz fazla yazardim.Cunku bir insan toplulugunu ikna etmek az konus cok sey anlasinla olmuyor.Yazi icin tesekkurler dostun.

    YanıtlayınSil
  2. Keske adınızı da bıraksaydınız, simdi bu yanıtım size ulasacak mı emin olamadım.: ) az yazı cok demek dedin beni gülümsettin. Yeni yazılar yazmamı hatırlattığın için ve güzel yorumun için teşekkürler

    YanıtlayınSil
  3. Yazınızı okudum, bende bir minimalist savaşçı, less is more destekçisiyim. Bu yüzden ulaşabildiğim kadar insana'az;çoktur'u aşılıyorum. Yalnız less is more için dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, ikinci el kıyafet alım satımını teşvik etmektir.Bu konuda çalışmalar yapıyorum ve sizi de davet ediyorum. Lütfen bu kadar fazla üretim yapılmasına bir dur diyelim, kıyafetlerimizin daha uzun ömürlü üretilmesini, az alımı ve üretilen kıyafetleri(bir zamanlar alınıp artık yüzüne dahi bakılmayan) ikinci el olarak verip başka insanlara ulaştırmayı hedefleyelim. Hem çevreye hem kendimize kazanç sağlayabileceğimiz bu yolda diğer sitelerden farklı olarak TOÇEV ile ortaklaşa çalışan bizlere bir şans vermelisiniz; https://www.tarz2.com

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ebru Hanım merhaba, maille de ulasmıssınız, size cevap yazdım. Görüşmek isterim. Sevgiler,

      Sil
  4. “Ben saflığım. Ben güzelliğim. Ben gücüm. Ben teknolojiyim. Ben çok daha fazlasıyım. Ben Giulietta… Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayım ben… Ruhumuz olmadan sadece birer makineyiz.”
    Bunun ne olduğu hakkında bir fikrin var mı?
    Bu bir reklam. Bir araba reklamı. Fakat reklam metninin içerisinde arabaya dair- teknoloji dışında- hiçbir şey yok. Hatta “Ben teknolojiyim.” cümlesini çıkarırsak bir canlıdan, insandan bahsediyor bile diyebiliriz. Ama öyle değil… Neden peki?
    Reklamlar, ihtiyaç duymadığımız şeyleri sanki onlara muhtacız gibi göstermek için duyguları kullanır. Ürünlere, nesnelere, maddelere duygular atfeder. Satın aldığımız şey ürün olmaktan çıkıp birer duygu olur. Bizi satın alma kararına yönlendiren şey de bu duygudur.
    Yukarıdaki metin Alfa Romeo markasının Giulietta modeline ait. Ve bu bir araç, bir araba… Hani bizi, A noktasından B noktasına 100 km hızla götürüp, B noktasından A noktasına 80 km hızla tekrar getiren araç. Amacı bu: insan taşımak. Ama reklam metni öyle demiyor! Onun bir ruhu olduğunu, makineden fazlası, güzel ve saf olduğunu söylüyor. Ve bu arabaya sahip olacak şanslı kişinin, bir arabadan daha fazlasına sahip olacağını ima ediyor. Kim istemez ki!
    Reklamlar duygularımızı öyle çeşitli şekillerde kullanır ki şaşar kalırsın. Güzellikle söyler, tutmadı mı? O zaman da korkutur. Korkutup, endişelendirir sonra da çözümü satar sana.
    Hey sen! Ne kadar da kötü kokuyorsun. Ama bir çözüm önerimiz var. Bizim parfümümüzü al ve şöyle kok: “Sonsuzluğun ötesine doğru bir yolculuk… Günümüzün modern, maceracı erkeği imkânsızda bile durmak bilmiyor. Kendini bütün zorlukları ve limitleri aşmak üzere görevlendirilmiş hissediyor. Tehlike ve maceranın arayışında olan Pi erkeğinin cesareti onu baştan çıkarıcı ve çekici yapıyor. Kendine güvenen, maceracı tavrı onun asaletini yansıtırken o bilinmezliği amaç ediniyor.” Givenchy Pi Extreme adlı parfümün tanıtım metninden… Aldığımız; parfümden çok öte… Bunu alıp kullanan erkekler birdenbire maceracı, cesur, baştan çıkarıcı ve kendinden emin asil erkeklere dönüşüyor. Oysa bu sadece bir koku… İçinde tütsülenmiş deri ve demirağacı olan odunsu bir koku… Ama böyle söyleyince hiçbir albenisi kalmıyor!
    Üzerimizdeki baskı, geçmişin herhangi bir döneminde olduğundan çok daha fazla çünkü televizyonda, radyoda, internette, sosyal medyada, sokaktaki bilboard reklamlarında, gazetelerde, dergilerde, otobüs gövdelerinde, bina yüzlerinde, cep telefonlarında… Her yerde… Bize nasıl yaşayacağımız söyleniyor… Reklamlarla; nasıl giyineceğimiz, ne tüketeceğimiz, ne yiyeceğimiz, hangi arabayı alıp hangi cep telefonunu kullanacağımız, kaç kiloda olacağımız, nasıl kokacağımız, nereye tatile gideceğimiz, ne içeceğimiz… Hiç durmadan ve her yerden söyleniyor… Kuşatılmış durumdayız…
    Oysa biz sadece tüketici değiliz… Tükettiklerimizden ibaret de değiliz… Eşyalar bizi olmadığımız bir şeye, kişiye dönüştürmeyecek. Satın aldığımız pahalı kozmetikler bizi süper model yapmayacak, üstün kaliteli, ultra geniş açılı zum lensi olan fotoğraf makinesi ödüllü bir fotoğrafçıya dönüştürmeyecek, aldığın İtalyan stili cepken yelekli takım elbise seni ‘yaşayan en seksi adam’ yapmayacak, bindiğin araba daha karizmatik, kullandığın parfüm maceracı ve baştan çıkarıcı olmanı sağlamayacak… Neysek o olmaya devam edeceğiz. Potansiyeli, hayali, sevgisi, düşleri, fikirleri, duyguları olan varlıklar olmaya… Yaptığımız şey, düşündüğümüz fikir olmaya… Kalender olmaya… Kendimiz kalmaya devam edeceğiz…

    “Bizi rahatsız eden; şeyler değil, o şeylere atfettiğimiz önemdir.” Epiktetus

    https://anlattigimseninhikayen.blogspot.com/2018/05/ben-kalender-mesrebim.html

    YanıtlayınSil