27 Aralık 2017 Çarşamba

Yeni yıla daha hafif girin: 4. hafta önerileri

 Evet son haftanın önerileri de geldi ve bir serüvenin daha sonuna geldik.

  1. Parçası eksik puzzle'lar
  2. Neyin parçası olduğu belli olmayan kablolar
  3. Yazmayan kalemler                
  4. Çalışmayan tüm aletler
  5. Eski okul kitaplarınız
  6. Eski organizasyon ya da şirketlerin kimlik kartları
  7. Gittiğiniz eğitim ve seminerlerin artık bakmadığınız notları (son bir bakın, önemlileri not alın)




20 Aralık 2017 Çarşamba

Sizden Gelenler: Neleri azalmak sizi en çok hafifletti?





Sadeleşme yolcuğumuzun sonlarına gelirken geçen gün size "Sizi en çok neleri azaltmak hafifletti?" diye sordum. Sizden çok güzel cevaplar geldi:

-Çok sevdiğim elbisemi gerçekten ihtiyacı olan birine verince çok mutlu olmuştum.
-Çoraplar
-Sulu elektrikli süpürgem ve fazla ayakkabılarım
-Çocuğumun küçülen kıyafetlerini ihtiyacı olanlara iletmek
-Anneannemin ördüğü patikler, hatta her gün yanıma tertemiz 1-2 patik alıp yolda ihtiyacı olanlara verdim.
-Mutfaktaki plastik kaplar ve fazla kavanozlar
-Üzerime olmayan kıyafetler
-Ev kıyafetleri (hem kıyafet almışım, hem eskiyenleri ev kıyafeti yapmışım)
-Gardrop temizliği ve 2018 yılını almama yılı ilan etmek
-Oyuncak, pijama
-Deste deste bekleyen CD'ler
-Çeyizimle gelen bir sürü eşya
-2'şer 2'şer olan makyaj malzemelerim
-Hamilelik kıyafetlerim.

Peki sizi en çok hafifleten hareketler ne oldu?

Yeni yıla daha hafif girin: 3. Hafta Önerileri


Geldik 3. haftanın da sonuna. Bu tavsiyeleri gün gün takip edip uyguluyorsanız artık gözle görülür bir sadelik belirlemeye başlamış olmalı.

Bu hafta neler konuştuk peki?
  1. Kilerdeki ya da raftaki bakliyatlar, baharatlar ya da tarhana gibi toz ürünler
  2. Fazla nevresim takımları; her yatak için 2-3 set yeter de artar bile.
  3. Keçeleşmiş eski havlular
  4. Çocukların bebekken kullandıkları artık işe yaramayan minik havluları
  5. Çocuklar büyüdü ise eski battaniyeleri
  6. Parçaları kayıp oyuncaklar ve peluş oyuncaklar
  7. Çocukların artık üzerlerine olmayan kıyafetleri, ayakkabıları

14 Aralık 2017 Perşembe

Yeni yıla daha hafif girin: İkinci hafta önerileri


Yeni yıla daha hafif girme çabalarımız devam ediyor. İkinci hafta önerilerimiz ise aşağıdaki gibiydi:

  •           Teki asla bulunamayan çoraplarınız : Bunlardan kukla yapmanızı önermiştim: ) Fotoğraflarla açıklamasını aşağıya bırakıyorum.
  •           Eşantiyon ürünler (şampuanlar,kremler...) : Çok seyahat eden biri iseniz ve yanınızda bunları taşıyorsanız OK ama her seyahatte sırf hoşunuza gidiyor diye alıp evde biriktiriyorsanız Hayııırr. Kullanabildiklerinizi kullanın. El&vucut kremlerini atın çantanıza, kış da gelmişken bol bol kullanın. Şampuanlar saçınıza uygun olmayabilir, onlarla da kaşmir gibi elde yıkamanız gereken kazaklarınızı vs yıkayabilirsiniz. Gerisi ise geri dönüşüme. 
  •           Son kullanma tarihi geçmiş kozmetik ürünler ve ilaçlar : Kozmetik ürünlerin tarihlerini kontrol edebileceğiniz siteler varmış. cosmetics check kelimeleriyle bakabilirsiniz. Sizden gelen bir öneriydi: ) Ne zaman kullanmaya başladığınızı hatırlıyorsanız üzerlerindeki 6M, 12M gibi yazılar da ayı temsil eder, yani ocakta açtıysanız ve 12M yazıyorsa bir yerlerinde bir dahaki ocak ayına kadar kullanabilirsiniz demektir. Süresi geçenlerin içini boşaltıp geri dönüşüme. İlaçları da ben ilacı çöpe, ambalajı geri dönüşüme şeklinde atıyorum.
  •           Elinizi sürmediğiniz saç bakım ürünleri: Sa.larınızla aranız benim durumumdaki gibi sorunlu ise bir türlü doğru ürünü bulamazsınız. Bu durumda sürekli farklı ürünler denersiniz, işe yaramayanlar bir kenarda bekler. Ben genelde ofise getiriyorum öyle ürünleri. Zaten bir iki kez kullanmış oluyorum. Saç tipi uygun başka bir arkadaşa veriyorum. Satılabilir diye de bir öneri de geldi. 
  •           Çocuğunuz varsa banyo oyuncakları, aman küfe dikkat diyorum. Bu oyuncakların içine kaçan sular küf oluşturabilir. 
  •           Kullanılmayan kavanozlar, biriktirilen yoğurt vs kapları.: Sürekli kullanılıyor ise tamam ama bu ürünler günlük hayatta yavaş yavaş birikiyor ister istemez. Konserve yapan tanıdıklara verebilir, evdeki plastik ürünleri değiştirebilir ve hala kaldıysa geri dönüşüme verebilirsiniz.
  •           Tabanı çizilmiş teflon tavalar: Aslında teflon tavanın hiç kullanılmaması öneriliyor ama birçoğumuzun evinde var sanıyorum. En azından çizik olup olmadığına dikkat etmeli. Çünkü teflon tavalar üretilirken kullanılan kimyasallar, tava çizildiğinde iyice ortaya çıkıyor ve yemeklere karışabiliyor. 
Sizin sadeleşme hareketiniz nasıl gidiyor?

İlk haftayı merak edenler için linkimiz şu.

11 Aralık 2017 Pazartesi

Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol


Gandhi’ye atfedilen bu sözü, gerçekteno mu söyledi pek de net bilinmiyor aslında. Ama bu durum, sözün geçerliliğini etkilemiyor. Hayatta neyi değiştirmek istiyoruz? Hayatımızı sadeleştirmek mi? Çevremizdekileri sadeleştirmek mi? Önce kendimizden başlamalıyız. Sadece sayısal olarak azalmanın bir anlamı yok. O sadece bir sayı. Tekrar yükselebilir. Önemli olan içsel olarak sadeleşmek, yavaşlamak. Aklımızı, duygumuzu sadeleştirmek, hani bir ara çok paylaşılan bir görsel vardı, özlüyorsanız arayın, görüşmek istiyorsanız davet edin…  önce bunlardan başlamak lazım sanki.

6 Aralık 2017 Çarşamba

Yeni yıla daha hafif girin: İlk hafta önerileri


1 Aralık’ta yılı nasıl daha hafif kapatabiliriz diye düşünerek gün gün bir eşya ya da eşya grubu üzerine odaklanacağımız bir liste yaptım.

Kolayca ulaşılabilsin, her gün story’i takip edemeyenler de toplu olarak görsün diye ilk haftayı yayınlıyorum: )

  1.              Son 1 yıldır hiç kullanmadığınız çantalarınız. Çantalar en önemli aksesuarlarımızdan ama kaçını gerçekten kullanıyoruz?
  2.              Kaç pijamanız/geceliğiniz var? Yazlık ve kışlık 3'er set sizce de yeterli olmaz mı?
  3.              Sıkan, kıyafetlerinizden çok belli olan ya da aşırı bol iç çamaşırlarınız. Bu eşyalarda da bir gün üzerime olur diyorsanız en son ne zaman giydiğinize bir bakın.
  4.              Hiç kullanmadığınız fularlar/ şallar hatta bereler, atkılar, eldivenler. 
  5.              Giydiğinizde ayağınızı vuran/ sıkan ayakkabılarınız. Aldığınızda tam gibi olur sonra giyince ızrırap verir, sizin de öyle ayakkabı ya da bot/çizme vs'niz varsa ve tadilat işe yaramayacak gibiyse verin.
  6.              Sizi terleten sentetik kıyafetleriniz. Kumaşlardan oldukça bahsettik. Artık etiketlere bakıyorsunuz değil mi? 
  7.              İhtiyacınızdan fazla olan spor kıyafetleriniz. Özellikle koşu gibi bir spora gönül verdiyseniz ve yarışlara katılıyorsanız bir süre sonra bir bakarsınız ki koşu tshirtleriniz her tür kıyafetinizden fazla olmuş. Biz bir zamanlar Adım Adım'la koşarken bir çekmecem dolmuştu by şekilde. 
İlk hafta bu şekilde. 

Siz de bu mini challenge'ımıza katıldınız mı?



18 Kasım 2017 Cumartesi

Fast Fashion'a Karşı Biz Ne Yapabiliriz? | OKU: OVERDRESSED


Fast fashionu yeterince incelediysek son yazıdaki benim önerilerim dışında bu konuda gerçekten değerli bir kaynak olan Overdressed'de neler önerilmiş bir bakalım

1. Basit bir gardırobunuz olsun: aslında kapsül de dediğimiz içinde az ve birbiriyle uyumlu parçalar olan bir gardırop. Hem böylece gardırobunuzda ne var ne yok bilirsiniz. Kıyafete çok para da harcamamış olur tasarruf edersiniz. İyi giyinmek sürekli alışveriş yapmak değildir.

2. Kaliteli şeyler alın: uzun süre rahatlıkla giyebileceğiniz kumaşına dikişine güvendiğiniz kıyafetler alın.

3. Yerel alışveriş yapın: işin etik kısmına bakınca deniz aşırı ülkelerdeki ucuz işçiliği unutmamak lazım. Üretimi ülkenizde olan markaları tercih edin.

4. İkinci el alın: birinin çöpü diğerinin hazinesi demişler. Kıyafetlerin sürdürülebilirliğini arttırın. 

5. Dikiş dikmeyi öğrenin : Eskiden çok doğal olan bu beceriyi edinmek sizin de elinizde. Hem yeni şeyler üretin hem de elimizdekilere iyi bakın. 


12 Kasım 2017 Pazar

Kumaş çeşitleri nelerdir?

Geçen gün dolabımda rastgele kıyafetlerin etiketlerini paylasınca instagramda gelen mesajlar bu konunun birçoğumuz için hassas olduğunu ama yine çoğunluğumuzun bilgisinin eksik olduğunu gösterdi. Ben de bugünkü Pazar yazımı kumaş çeşitlerine ayırmaya karar verdim.

(dolabınızda sadeleşmeye niyetlendiyseniz şu yazıyı okumayı unutmayın; kıyafetlerinizi eledikten sonra en iyi şekilde uzun zaman kullanmak içinse bu yazıya bakabilirsiniz) 

Mesela yünü düşünelim. Ben eskiden yün kazağın düşüncesine bile dayanamazdım. Şimdi anlıyorum ki benim yün kazak sandıklarım %100 yün değilmiş ki, sentetikten örülmüş şeylermiş. Yün meğerse yumuşacık ve terletmeyen bir hammaddeymiş. 

Diğer çeşitlere geçmeden öncelikle bilinen ilk kumaşa gidelim mi?
Bilinen ilk kumaş, Çatalhöyük'te yapılan kazı çalışmalarında kendirden dokunmuş bir keten parçasıymış. Keten bugün de en iyi kumaşlardan biri sayılıyor. Pamuk ne kadar doğal olsa da ne yazık ki tarımında kullanılan ilaçlardan çok etkileniyor. Tabii "petrol" çıktısı olan polyestere göre daha iyi olsa gerek. Ama Keten bu anlamda da daha temiz. 

Kumaş çeşitlerini temel olarak doğql ve sentetik olarak 2'ye ayırabiliriz. Kumaşın doğallığı da dokunduğu ipten, ipinki ise onu oluşturan liflerden geliyor. Lifler hayvansal (yün, ipek) ya da bitkisel (pamuk, keten) ise doğal kumaştan bahsedebiliriz. Sentetik lifler ise sentetik ip ve dolayısıyla sentetik kumaş olarak karşımıza çıkıyor. Yarı sentetik ipler selüloz(odun hamuru) dan oluşup rayon denen bir kumaşa dönüşüyor.   Viskoz, modal, asetat olarak da bilinir (viskoz da kötüymüş meğer). Bambu da yarı sentetik. 

Sentetik lifler ise tamamen kimyasal yöntemlerle üretiliyor. Naylon, polyester, polyamid, bunların hepsinin yapıları pet şişeler ile aynı! 
Doğal Kumaş Çeşitleri ; Nefes alan, terletmeyen ve alerjik özellikleri olmayan, çabuk buruşup, ütülenmesi zor olan ve bakımı zor olan kumaş çeşitleridir.
1-İpek (Silk)
2-Keten (Linen)
3-Yün (Wool)
4-Pamuk (Cotton)
Neden sentetik kumaşlar tercih ediliyor diye sorarsanız ise Hammadde ucuzluğunun yanı sıra Sentetik liften yapılmış giysilerin iyi görünmesi de önemli bir nedendir. Şekil tutar, buruşmaz, kolayca yıkanır, dayanıklıdır, boyalar kolayca renk atmaz. Bu kolaylıklarının yanı sıra sentetik kumaşlar iki ciddi sakınca vardır: hava geçirmez ve toz ve kir parçacıklarını absorbe etme eğilimdedir.
Kumaş çeşidi diye aradığınız zaten onlarca çeşit çıkıyor. Bunun nedeni az hammadde olsa da dokuma çeşidine göre bir hammaddeden birçok farklı kumaş çıkması. Örneğin pamuklulara bir bakalım: 
Basma kumaş, Blucin, kot, denim kumaş (denim, Jean fabric), Çarşaflık kumaş, damask kumaş (Damask fabric), Diril Kumaş, Diyagonal kumaş (Diagonal fabric), Etamin kumaş (Cross-stitch fabric), Gabardin kumaş (Gabardine fabric), Gaz bezi (Gauze), Gömleklik kumaş (Terry Koton), Kaput bezi, Krep kumaş (Crepe fabric), Mermerşahi kumaş (Mermerşahi fabric), Müslin kumaş (Müslin fabric), Opal kumaş ( Opal fabric), Organze kumaş (Organza fabric), Ottoman kumaş (Ottohman fabric), Pamuklu Jorjet (cotton georgette), Patiska kumaş (Batiste) ve dahası...
Okurken yoruldunuz mu benim gibi :)
Alışveriş yaparken en iyisi etiket okumak. Zaten etiketlerde bu detay değil de hammadde yer alıyor. 
Amacınız doğal hammaddelerin peşine düşmek olsun. Ama tercihe göre belli oranda karışımlara da onay verebilirsiniz. %90 pamuk ve % 10 Likra gibi. Yukarda saydıgımız kolaylıklarından dolayı kıyafetin pratikliğini arttırmak amacıyla kullanılan ve kumaşı domine etmeyen oranda sentetik çok da sorun olmayabilir. Ama bu oran sentetik tarafında arttıkça nefes almama terletme özelliklerinin artacağını unutmayın. Özellikle de iç çamaşırında %100 pamuk tercih edin. Atlette ise sıcak tutması adına %100 yün tercih edebilirsiniz. 
Hangilerine karşı dikkat edeceğimizi tekrar edelim:


Polyester, Naylon, Lycra, Akrilik, Asetat, Rayon, 

Yarı sentetik ipler içinse ben içime sinen bir açıklama bulamadım. Viskoz, Modal İçin hiç sorun yok diyen de var. Sonuçta yarı da olsa kimyasal diyen de. Elinizde halihazırda bu kumaşlardan kıyafet varsa onları giyip o gün daha dikkat edin kendinize. Sizi nasıl hissettirdiğine. Nefes almadığını hissederseniz elimizdekileri eşer ve bir daha alım yaparken o kumaşlara dikkat edersiniz. 


Yorumlarınızı bekliyorum.

1 Kasım 2017 Çarşamba

Dolabınızı Nasıl Sadeleştirmelisiniz?



Sonunda Kasım geldi, uzun zamandır planladığım kıyafetlere dair her şey diyebileceğimiz kasım boyunca sürecek seriye “dolap sadeleştirme” konusu ile başlamak istedim. Herkesin sadeleşme alanında yaşadığı zorluk farklı olsa gerek. Hayattaki önceliklerimiz, zevklerimiz doğrultusunda kimimizin evdeki kitaplarıyla kimimizin dağılmış oyuncaklarla kimimizin ise kıyafetleriyle başı dertte.

Ben minimalizme ilk merak saldığımda kıyafetlerime çok ciddi bir eleme getirmiştim. Toplam kıyafetlerim bir şifonyer ile bir sıra askıya (bir gardırobun bir bölmesine) sığar hale gelmişti. Beni en çok zorlayan bir gün giyerim diye kenarda duran ama henüz bir kere bile giymemiş olduğum kıyafetlerdi.

Peki neden dolabımda bu kadar çok giymediğim kıyafet vardı?

Bunun ilk nedeni sanırım alınan- verilen kilolar. Çalışma hayatına girince hızla aldığım kilolar ama bu süreçte alışveriş yaparken hep ineceğim kiloya göre kıyafet almam günü gelip de gerçekten o kiloya düştüğümde ise artık o kıyafetin renginden modelinden sıkılmam ya da kilom düşse de bedenimin değişmiş olması… Sanırım bu birçoklarınıza çok da uzak bir hikaye değildir.

İkinci önemli neden ise kendimi ve gardırobumu yeterince iyi tanımamamdı. Kıyafetler veya ayakkabı alırken evde bununla birlikte giyebileceğim neler var (ya da daha güncel bir tabirle kombinleyeceğim) düşünmeden aldığım için tek başına çok güzel parçalar olsa da bir sürü kıyafet öyle kenarda kalıyordu. Ya da bir şeylerle uydursam da hiç istemediğim bir yerimi (mesela kalçalar…) vurguluyorlardı.

Bir başka neden de “ayıp olur” düşüncesi. Aileden ya da yakın arkadaşlardan gelen ama tarzım olmayan şeyler, şimdi gidip değiştirsem ayıp olur düşüncesi ya da daha da ilerisi el emeği şallar ya da dikim kıyafetler. Örneğin, annem terzi olduğu için tam da üzerime olan hatta bana en uygun kalıbı bulup onun üzerinden çeşitlemeler yaptığı çok elbisem vardı ama zaman geçtikçe her ne kadar modelleri tam cuk diye olsa da bu elbiselerin renk ya da desenleri bazen de kumasları beni rahatsız etmeye başlamıştı. Kendimi tanıdıkça renkler ve kumaşlar hakkında da daha seçici hale gelmiştim belki ama annemin oturup diktiği o elbiseleri elden çıkaramıyordum.

Ama bir noktadan sonra bir askıya en az 3 gömlek asıp çekmecelerimde bir şey bulmak için tüm her şeyi çıkarmam gerekince ve tabii o dönemde hayatıma da sadeleşme girince artık bir şey yapmam gerek dedim. 

Gelelim ne yaptığıma ve bu kadar çok kıyafetten nasıl içime sinen bir gardıroba kavuştuğuma (burda geçmiş zaman kullanmam gerek açıkcası, şu aralar yine alınan verilen kilolar ve hamilelik derken dolabımdaki en büyük sıkıntı 3 farklı bedende Hale’ye yetecek kadar kıyafet barındırması).

1. Bana çok uzak kilodaki kıyafetlerimi, yani giymek için 5 kilodan fazla bir farkım (az ya da çok) olması gerekenleri eledim. Bedenlerine göre ayırdım çünkü küçükler kadar az da olsa büyükler de vardı. Bir de iş ve günlük olarak da ayırıp Freecycle’dan verdim. Ben bunu yaparken henüz 2. El ürünlerin sitelerde satılması diye bir kavram ya da bu iş için app’ler yoktu. Bir elin parmakları kadar blogger kendi kıyafetlerini satıyordu. Ama yaygın bir şey değildi. Siz bugün bu işe kalkışırsanız
a.       İlçenizdeki Kıyafet kumbaraları
b.      Freecycle
c.       Giysi Takasları
d.      Modacruz, Dolap, Tarz2, Letgo gibi app ve siteler size yardımcı olacaktır.
Ancak lütfen şunu unutmayın kıyafetlerinizi birilerine bağışlayacaksanız / devredecekseniz onların lekesiz, temiz, mümkünsü ütülü ya da katlı ve tamir gerektirmeyen durumda olmasına özen gösterin.
Benimki gibi el işlerine meraklı bir anneniz ya da akrabanız varsa bağışlanamayacak durumdaki kıyafetleri ona bir gösterin, onların yaratıcılıklarını kullanarak neler yapacaklarını tahmin edemezsiniz.

      2. Mevcutta üzerime olan kıyafetleri tek tek giydim. Hatta kendimce kombinler yaptım. Beden olarak uyan ama gereksiz potu vs olanları tamirle toparlanmayacak gibiyse onları da eledim ve yine farklı kanallardan dağıttım (teyzeme verdiğim de oldu bir tanıdığa verdiğim de). Tadilat gerektirenleri annem sağolsun toparlattım. Geriye kalan alakasız renk, desen, kumaş vs alternatiflerle de içim biraz yansa da vedalaştım.
     
      3. Yukarıda söylediğim hediyeler, el yapımı ürünler de aynı şekilde dolabımla uyumlu değilse ya da beni rahatsız hissediyorsa gitti.
      4. Tabii hemen elimin gitmediği ama içime de çok sinmeyen bazı ürünler vardı, onları da inatla giymeye çalıştım. Farklı kombinler denedim. Baktım ki olmuyor, içlerinde rahat hissetmiyorum onlarla da sonraki zaman içinde peyder pey vedalaştım. Ve böylece tamamen içime sinen her parçasını severek giydiğim bir dolabım ol(muş)du.

Size iki pratik önerim daha var:
  1.       Sadeleşme hareketini zamana yaymak istiyorsanız dolabınızdaki tüm askıları terse çevirin, bir kıyafeti giydikçe onun askısını kendinize çevirin (tabii bunun için bir askıda bir kıyafet olması gerek). Belli bir zaman sonra, mesela 3 ay, hangi askıları hiç çevirmemişsseniz işte onlar elinizin gitmediği kıyafetler, rahatlıkla vedalaşabilirsiniz. Belki aralarında gece kıyafeti gibi gerçekten denk gelmediği için giyemedikleriniz vardır onları ayrıca değerlendirirsiniz.
  2.        Pinterest. Hep düğün, baby shower vs için fikir baktığımız Pinterest aslında stilinizi belirlemek için de çok iyi bir kaynak olabilir. Sokak stili, iş kıyafetleri gibi panolarınızı oluşturun, hayaliniz ile dolabınız ne kadar örtüşüyor ona bakın.
Ve bana kendi hikayenizi de yazın, ister burdan ister Instagram'dan. Sizin dolabınızda vazgeçemediğiniz parçalar neler? Nelerden rahatlıkla vazgeçtiniz? Sade bir dolap sizi daha mutlu ediyor mu?



22 Ekim 2017 Pazar

Evinizi sadeleştirirken dikkat etmeniz gereken 7 şey

Geçtiğimiz Pazar dolapta mini bir operasyon daha yaptım: modelini, rengini, desenini sevip ama üzerime olmadığı halde aldığım ve dolabımda bir umut tuttuğum etek ve pantolonları artık eledim. O kilolara ineceğim inancını kaybettiğimden değil ama önümde uzun bir süreç var, daha doğuma bile en az 4 ay var, sonrasında da kısa ya da uzun bir toparlanma, sonra da kilo verme dönemi olacak, şok diyetler peşinde olmadığım ve hedefimdeki kilo da zaten bir değil art arda şok diyetler gerektireceği için acelem yok.

E bu etekleri alalı zaten 3-4 yıl olmuş (bkz. İlk cocuk öncesi) dedim ki gerçekten hiçbir etek 5 yıl beklemeye değmez, dolapta bir de tıkış tıkış çürüyecekler. Kilo verince bakarım artık neye ihtiyacım varsa dedim ve kalkıp yarım saatte bir koca poşet doldurdum.

Ama evinizi, dolabınızı sadeleştirirken her zaman bu kadar aceleci davranmak akıllıca değil. Hatta bazı eşyalarda özellikle dikkat etmek lazım. Gelin bugün sadeleşirken nelere dikkat etmek lazım onlara bakalım.

1.       Elektronik eşyalar:  Eğer kişiselleştirilen bir eşya ise içindeki özel bilgilerinizi temizlediğinizden emin olun. Hatta bir format atın işinizi sağlama alın.
2.       Fotoğraflar: Burda genelde önerilen fotoğraflarınızı dijitalleştirme, yeni dönemde zaten her şey dijital, eski fotoğraflar içinse onları çöpe atmadan önce iyi düşünün, ben albümde tutmayı ve ara ara bakmayı seviyorum. Benim için bunun tam tersi yani bilgisayara atmak onları tamamen iptal etmek demek. Periyodik olarak da çekilen fotoğrafları albümleştiriyorum. Hem fotoğraflara bir göz daha bakmış oluyorum hem de sağlam bir eleme yapıyorum. Bir de attığınız fotoğrafları yırtmayı yani bir şekilde imha etmeyi unutmayın.
3.       Önemli belgeler: Ortalıkta yığın olmuş, her köşeden ayrı çıkan belgeler kimsenin hoşuna gitmez sanırım. Bunları mümkün olduğunca sadeleştirmeye, dijital olarak tutabildiklerinizi o şekilde saklayın (ben online bankacılık ile dekontlara ulaşabiliyorsam önemli ödemelerin dekontlarını ayrıca basmıyorum mesela). Ama bazı şeyler var ki bir büyük klasör yapıp onları orda tutmakta fayda var: Doğum/Ölüm belgeleri, Evlilik cüzdanı, Boşanma belgesi, Sağlıkla ilgili dökümler (aşı kartları gibi) , Sigorta poliçeleri (güncel olanlar) , vekaletnameler, Diplomalar, ruhsatlar gibi.
4.       Geçmişten gelen koleksiyonlar: Gözünüzü karartınız ve peçete/pul/biblo/magnet ya da herhangi başka bir konudaki koleksiyonunuzdan vazgeçmeye karar verdiniz diyelim, o zaman geçmiş günlerin hatrına bu koleksiyondan en sevdiğiniz 2-3 parçayı bir süre daha saklamanızı öneririm. O koleksiyonu temsil edecek bir şeyler. Bunların fotoğraflarını da tutabilirsiniz tabii ki. Ama manevi değeri olan bu şeylerden bir kerede vazgeçmek sizin için zor olacaksa bu yöntemi kullanabilir ve muhtemel pişmanlıkların önüne geçebilirsiniz. (ben doğumgünü kartları, çiçek kartları, davetiyeleri çok severim. Ama hiçbirini basılı saklamıyorum, hepsinin fotoğrafını çekip bilgisayarımda tutmayı tercih ediyorum.
5.       Değerli ürünlerin sertifikaları: Mücevher ya da pahalı çantalar vs. bunların sertifikalarını ya da kutularını, özel koruma çantalarını saklamak bu parçaları elden çıkarmaya karar verdiğinizde ürünün orijinalliğini ispatlamak için yararlı olacaktır.
6.       Temel mutfak ve banyo malzemeleri: Bir ara bomboş evlerde oturan, çekmecelerinde sadece evdeki kişi sayısı kadar çatal, bıçak olan Japonlar medyada geniş yer bulmuştu. Minimalizm ile aşırılığı karıştırmamak lazım. Tabii ki karar verirken amaç gereğinden fazlasından kurtulmak ya da aman ya lazım olursa diye stok yapmamak. Bu noktada hayatınıza bir bakın, ne sıklıkta misafiriniz geliyor, yatılı misafiriniz oluyor mu? Onlara çıkaracak kadar yedek eşyanız var mı: ) ya da kendiniz için ayırdığınız 2 havlu gerçekten yeterli mi? Çamaşırlar yıkanırken stres oluyor musunuz çarşafız ya da havlusuz kaldım diye: ) ya da akşam 2 arkadaşınız kahveye gelse çıkaracak fincanınız var mIJ (burdan aman her şeyin özel bardağı, çatalı olsun filan gibi bir fikrim olduğunu düşünmeyin. ama bazı şeyleri de –mesela Türk kahvesi- kendi özel fincanında içmenin ayrı keyfi var, ama yine tabii bunlar kişisel fikir ve tercihler)
7.       Minimalizmde hatıraların eşyalarda değil de hafızamızda olduğu bu yüzden eşyalara anlam yüklenmemesi söylenir. Ama yine de çocuğunuzun ilk saç kesiminden bir tutam saç  gibi özel bazı şeylere istisna gösterilebilir. Ama burda dengeyi kurmak adına kendinize sorun: ben bu şeye (ilk koşu madalyama, çocuğumun ya da kendimin bebeklik patiğine) bir kez olsun baktım mı, elime alıp düşündüm mü. Belki de aslında size bugüne kadar öyle dendiği için özelmiş gibi davranıyorsunuzdur. Özde önem ile sözde önemi ayırın: ) 

Bu arada evinizi oda oda sadeleştirmek için önerilere şurdan ulabilirsiniz.
Dolabınızı kolayca 6 adımda sadeleştirmek içinse şu yazıyı okuyabilirsiniz.



15 Ekim 2017 Pazar

2. El Kıyafet konusunda örnek uygulama : Kadıköy Belediyesi'nden Açık Gardırop ve Kıyafet Kumbaraları


Bu aralar bana en çok sorulan sorulardan biri : Gardırobumuzu hafifletiyoruz, sadeleşiyoruz. Ama bu çıkan kıyafetleri nereye bağışlamalıyız?

Daha önceki yazılarımda Freecycle’dan bahsetmiştim.  Freecycle hakkında daha detaylı bir yazı da yolda. Ama son dönemde oturduğum yer itibariyle dikkatimi çeken bir şey var: Kıyafet Kumbaraları. Instagram’da sorduğumda İstanbul’da yaşayanlar Şişli, Avcılar, Maltepe vs’de de olduğunu söylediler ama ben bugün Kadıköy Belediyesi’ni bir örnek olarak yazmak istiyorum. Sizin de oturduğunuz belediyede benzer uygulamalar varsa lütfen yazın, paylaşalım. Beraberce güzel şeyler de oluyor diyelim.

Kadıköy Belediyesi 100 noktaya kıyafet kumbarası yerleştirdi. Bu kumbaralar ile pantolon, etek, elbise, gömlek, hırka, ceket, palto, kazak, tshirt, mont, bluz, eşortman, ayakkabı, çizme ve bot toplanması hedefleniyor. Kesinlikle kişilerin özel giyim eşyaları kabul edilmiyor bu yüzden kıyafet bağışı yapanların da bu konuda hassas olması rica ediliyor.

Kıyafetlerin ise mutlaka kullanılabilir durumda olması şart değil çünkü belediye atık durumunda olan eşyaları ayrıştırarak geri dönüşüme kazandırıyor..
Haftada iki gün kumbaralar boşaltılıp eşyalar ayrıştırma merkezine aktarılıyor. 2. El olarak Açık Gardrop Mağazası’na gönderilecek giysi ve ayakkabılar temizlemeye gidiyor.
Kadıköy Belediyesi’nin uygulamasını gözümde örnek kılan da bu: verilen kıyafetler için her şey düşünülmüş: Kıyafetler toplanıyor, durumuna göre ayrışıyor ve iyi olanlar Kadıköy Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nce yürütülen çalışma ile Kadıköy'de yaşayan dar gelirli ailelere ulaşıyor.
Her ne kadar her durumda eşya kabul edilse bile çalışanların işini kolaylaştırma adına kıyafetleri kumbaraya atarken:
Giysilerin temiz ve yıkanmış ve katlanmış olmasına; tamir ihtiyacı bulunmamasına, verilen kıyafetlerin/ayakkabıların cinslerine göre gruplara ayrılarak ayrı ayrı poşetlenmesine özen göstermemiz hoş olacaktır.
Açık Gardırop 2. El Giysi Mağazası, Eğitim Mahallesi Ahsen Çıkmazı Sokak'taki Sadıkoğlu Plaza içinde bulunuyor.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Bir minimalistin evdeki kitap yığınlarıyla imtihanı : TSUNDOKU Nedir?



Dillerin zenginliği özel durumlar için yarattıkları kelimelerde yatıyor bence. Mesela Japonların kitap biriktirenler için olan sözcüğü tsundoku (tsoon-doh-koo) gibi. Yani (benim gibi) kitapları 3’er 5’er alıp sonra bunları okumayı bitirmeden (bazense okumaya bile başlamadan) yenilerini alma durumuna böyle diyorlarmış.
Tsundoku (tsoon-doh-koo) kelimesi eşyaları bir kenarda biriktirmek anlamına gelen tsunde-oku ve kitap okumak anlamına gelen dokusho kelimelerinin birleşiminden oluşuyormuş. Okunmayı bekleyen üst üste yığılı kitaplar gelsin gözünüzün önüne. Hah tam da bu. Peki söyleyin gözünüzün önüne bu görüntü gelince ne hissettiniz? Bu tam da siz mi yoksa “yok canım bu kadar kitabı kim ne yapsın?” diye mi düşündünüz?
Benim durumuma bakarsak ben sıkı bir okuyucu olduğumu iddia edebilirim. Sıkıntı açgözlülüğümden ve heyecanımdan kaynaklanıyor. Tam gitmişim 3 kitap almışım, onlara başlayacakken annemin haftasonu aldığı kitapları görüp hemen el koyuyorum, derken bir yazıda bir kitap görüp Amazon’da aratıp hoop Kindle uygulamama atıyorum (Allah’tan send a sample- yani giriş bölümünü yollama özelliği var, anında satın almıyorum), ofiste arkadaşımın bitirdiği kitabı çantama atıyorum… Sonu gelmiyor. Evde başucum, şifonyerim ve tabii ki kitaplık başta olmak üzere çeşitli yerlerde bu yığınlardan mevcut. Bu haftasonu verdiğim kararı yazının sonunda açıklayacağım. Ama öncesinde eğer siz de benim gibi Tsundoku’dan muzdaripseniz size birkaç öneri:
1.    Konmari methodunun önerdiği gibi evdeki her ama her kitabı bir yere yığın ve okumadıklarınıza bir daha alıcı gözle bakın. Aynı kıyafetler gibi her kitap için kendinize “ben bunu gerçekten okur muyum?” diye sorun.
2.    Size artık asla ilginç gelmeyenleri bağışlamak için ayırın. Benim önerim bir excel listesi yapmak, bunu arkadaşlarınızla maille paylaşıp onlardan istedikleri kitapları işaretlemelerini istemek. Hala kalan olursa 2. El kitaplar alan bir kitapçıya verebilir veya kitapların içeriği uygunsa okullara yollayabilirsiniz (okullara yollamak ilk seçeneğimde olmadı çünkü kitap- okul yaş çağı uyumundan emin olamadım. En baştan kitapları bu gözle eleyerek bir okula da iletebilirsiniz tabii ki)
3.    Tüm okunmayı bekleyen kalan kitapları ise bir arada göz önünde bir rafta tutun, bizim evde 3 kitaplık var ve henüz okunmamış olanlar her yerde.
4.    Okunmuş kitaplarınız içinse yine elden çıkarmanızı öneririm. Ben kitap anlamında çok şanslıydım. Evde hep koca bir kütüphane vardı, sonra ben büyüdüm ve harçlıklarımla sonra maaşımla kitap almaya başladım. Kaç kere koli koli kitap yolladığımı unuttum. En son geçenlerde yine Freecycle (Atmaver) üzerinden büyük bir parti kitap dağıttım. Ama bir o kadar da aldığım için hala her yerden kitap çıkıyor: )
Gelelim benim çözümüme:
Ben çok düz bir yönteme karar verdim. Öncelikle bugünden itibaren 1 Ocak’a kadar yeni bir kitap satın almayacağım (hala annemin ve arkadaşlarımın kitaplarına el koyma hakkım sabit). Şu anda hamile olduğum için hiç ağır kitapları içim çekmiyor (ilk hamileliğimde yıllarca burun kıvırdığım chick-lit tabir edilen başını Sophie Kinsella’nın çektiği yazarlara düşmem de böyle olmuştu). O yüzden sağlıklı bir eleme yapacağıma inanmıyorum. Evdeki ilk kitaplıkta en üst raf ilk kitaptan başlayıp tek tek okumadığım kitap varsa sırayla onları okuyacağım. Eğer bu kitap eşimin değilse (çünkü o asla kitaplarından ayrılmaz) ve bana da ben bunu tekrar tekrar okurum duygusu vermiyorsa okur okumaz (öncelik annemde olmak üzere, ona sormadan dağıttığım kitaplar sorun oluyor) Instagram’dan duyurup ilgilisine yollayacağım. Yavaş bir çözüm olacak ama kendim için okumayı da teşvik edici bir yol olduğuna inandım.
Siz ne dersiniz? Hepsini birden elemek mi yoksa tek tek ilerlemek mi daha kolay ve etkili olur?


3 Eylül 2017 Pazar

Minimalist film afişleri - 7


Seviyorum minimalist film afişlerini, zaten harika olan filmlerin tabii ki harika, üzerine düşünülmüş afişleri var ama bu filmleri en az malzeme ile nasıl yansıtabiliriz diye düşünüp bu afişleri hazırlayan tasarımcılara da sevgim ayrı.
Serinin eski yazıları için: 
Eski afiş yazılarına bakmak isterseniz: 
Seri 1
Seri 2
Seri 3
Seri 4
Seri 5







27 Temmuz 2017 Perşembe

Sadece 1 saatlik kullanımı 1 ailenin 1 günlük ihtiyacını karşılayan bisikletler


Billions in Change dünyayı daha iyi hale getirmek için bir hareketin adı. Ben de Facebook'ta denk geldiğim bir fragman sayesinde tanıdım onları. Çalışma alanları temel olarak su, enerji ve sağlık. Bu oluşum 5hour Energy isimli Türkiye’de satılmayan dolayısıyla pek de bilinmeyen ancak Amerika’da çok meşhur bir enerji içeceği şirketinin sahibi dünyanın sayılı zenginlerinden Manoj Bhargava tarafından yönetiliyor. Ekşi sözlükten alıntılamak gerekirse (çok samimi ve tatlı ifade etmiş yazar): “manoj bhargava diye biri var. ben enerji içeceği sattım, 4 milyar dolarım oldu diyor. ben bu kadar parayı yiyemem, öyle bi pavyon icat edilmedi, yüzde biri yeter bunun bana diyor (12 milyon tl. ha). kalanıyla da kendi labımı kurayım, dünyayı kurtarayım dedim diyor” .
National Geographic’teki 2017 tarihli yazı da bu söylemi destekliyor (Nat Geo yazısını okumak için tıklayın).
Bhargava, Billions in Change’in belgeselinde ise şöyle diyor: Eğer bir zenginliğe sahipseniz, bunu ona sahip olmayanlarla paylaşmak zorundasınız; sadece konuşmak değil; harekete geçmek gerekli.

Enerji, elektrik, su ve sağlık için ayrı ayrı buluşları var; beni en çok etkileyen The Hans Free Electric™ oldu, sadece 1 saatlik kullanımıyla jeneratörü tamamen dolduran ve kırsaldaki bir ailenin 1 günlük elektriğini sağlayan bir bisiklet.

2016 Mart ayı itibariyle pilot çalışma amaçlı olarak Hindistan’daki kırsaldaki evlere, küçük işyerlerine, sağlık kuruluşlarına ve okullara toplamda 25 tane Hans Free Electric™ dağıtılmış. Şu anda hem kullanışlığı test ediliyor hem de dünyaya yayılımı nasıl olabilir, o tartışılıyor.

Eğer siz de bu hareketten etkilendiyseniz sadece maddi olarak değil seslerini duyurmak konusunda etrafınıza bu hareketi anlatarak da destek olabilirsiniz. 

Sitelerine göz atmak isterseniz: billionsinchange.com 'dan detaylı bilgiye ulaşabilir; bugüne kadar yaklaşık 4 milyon kez izlenen belgesellerini ise buraya tıklayarak Youtube üzerinden kendi kanallarında izleyebilirsiniz.