23 Ağustos 2017 Çarşamba

31 günlük minimalizm - sadeleşme challenge'i : 1. Hafta güncellemesi

Geçen hafta instagramda bir duyuru yaptım. Dedim ki  The Minimalists’in 31 günlük bir programı var. Eğer Minimalizm/ Sadeleşme 101 dersi olsa bu 31 gün onun içeriğini oluştururdu. Ben de bunu sizin için çevirmek ve gün gün paylaşmak istedim. Kimi yerlerde biraz kendi yorumumu kattım kimi yerlerde işi biraz yerelleştirdim. Bu 31 günlük program kolay, zor bir çok önerinin olduğu bir nevi 31 günlük bir challenge.

Bugün 1. Hafta bitti. Ben de storyleri kaçıranlar için ilk haftayı toparlamak ve sizden gelen yorumları paylaşmak istedim. Her gün instagram gelen kutusunda sizin yorumlarınızı okumak hatta uzun uzun maillerinizi almak beni inanılmaz mutlu etti. Bugüne kadar ben de daha sessiz sakin kendi halimdeydim açıkcası. Bu challenge benim de sizinle daha çok iletişime geçmemi sağladığı için çok mutluyum. Sırada kendimi de biraz daha storylerde göstermekte, hatta biraz daha kendimden bire bir örnekler vermekte sıra. Babalar da Anlar’ın en büyük yorumu bu oldu mesela: ) Video gelsin dedi, sanırım haklı.

1.       Gün: Eğer varış noktanız mutluluk ise tüketim bu noktaya giden yol değildir. İlk gün için öneri şu; materyal malzemelere bakmadan önce içimize odaklanmalıyız. Sadeleşmenin amacını anlamak istiyorsanız öncelikle şu soruya cevap vermelisiniz: Hayatım daha az eşya ile nasıl daha iyi olur? Bu soruyu sorarak nelerden vazgeçeceğinize odaklanmadan önce minimalizmin sizin için faydalarını anlayabilirsiniz. Sizin için nasıl bir faydası olduğunu öğrenmeniz önemli çünkü herkesin bu konuda kazancı farklı olacaktır. Ayrıca bu size ilk heyecandan sonra da devam etmenizi sağlayacak motivasyonu verecektir. Hayatım daha az eşya ile nasıl daha iyi olur? Bana faydaları nelerdir? Mali olarak mı daha iyi olurum? Sağlığım mı daha iyi olur? Ailemle daha mı çok vakit geçiririm? Daha kaliteli ilişkiler? Daha hoş bir ev? Daha az stres? Hayallerimin peşinden koşmak? Ya da başka ne olabilir?

Benim kendi adıma sadeleşmekten beklentim ferahlamaktı. Çok eşya, kalabalık (her türlüsü) beni çok bunaltıyordu. Benim niyetim buydu yani. Sadeleşerek ferahlamak, maddi manevi yüklerimden arınmak.
Sizden gelenler

2.       Gün: Sahip olduğunuz her şey ya bir amaca hizmet etmeli ya da yaşamanıza neşe katmalıdır. Belki eşyalarınızı azalttığınız belki de hayatınıza yenilerini kattığınız bir dönemdesiniz. Bu süreçte bir soru size yardımcı olacaktır: bu şey hayatıma değer katıyor mu? Eğer katmıyorsa o zaman ondan vazgeçmeye hazır olmalıyız. Bir şey dün hayatımıza değer kattıysa yarın da katacak anlamına gelmez. O yüzden bir alışkanlık olarak bu soruyu sormaya devam etmeliyiz. Hayatınıza değer vermediği halde tutunduğunuz şeyler neler? Onlardan vazgeçerek belki de ihtiyacı olan birilerinin kullanmasına vesile olabilirsiniz. Bazen devam edebilmek için bir şeylerden vazgeçebilmek gerekir.

İkinci gün herkes eşyalarını genel olarak değerlendirdi. Benim kendi adıma bana artık bir değer katmasa da kenarda tutup elimden çıkaramadığım şeyler arasında beden beden kıyafetler ve bazı mutfak eşyaları vardı.
Sizden gelenler

3.       Gün: Günlük hayatta kullanmadığınız eşyaları dolap ve çekmecelere kaldırarak daha sakin bir mutfağı deneyimleyin. Bir kere ihtiyacınız olmayan, kullanılmayan, gereksiz şeylerden kurtulduğunuzda ve blender gibi sürekli kullanmadığınız mutfak eşyalarını dolaplara kaldırdığınızda mutfağınızdaki dağınıklığı toparlamış olacaksınız böylece daha ferah ve hoş bir görüntü elde edeceksiniz. Mutfak tezgahlarınızı dağıtan şeyler neler? Onları kullanıyor musunuz? Kullanmıyorsanız ihtiyacı olan birilerine verebilir misiniz? Ara sıra kullandığınız şeyleri tezgahtan kaldırarak alan yaratın.

Sonraki gün hedefimiz mutfaktı. Mutfak tezgahlarını işgal eden şeyleri konuştuk, kimi için bu kocaman ekmek kutularıydı, kimi içinse bıçak setleri, koca mikserlerdi. Hevesle alınıp kullanılmayan fritözler de bu karmaşada yerini alıyordu.

Benim mutfaktaki sıkıntım ise dolaplarımın hali hazırda cok fazla tabakla dolu olması. Gerçek anlamda ya lazım olursa diye tuttuğum ekstra tabaklardan uzaklaşmam gerektiğinin bir hatırlatıcısı oldu.

4.       Gün: Güne küçük bir zaferle başlayın: yatağınızı toplayın. Sabahın ilk saatlerinde yaşanan bir başarı günün geri kalanı için tutumunuzu belirler ve bu sayede daha verimli bir gün geçirmenize yol açar. Ayrıca akşam eve döndüğünüzde derli toplu huzurlu bir odayla karşılaşırsınız. Başarılı bir gün ilk galibiyetinizle başlar. Sizin başka ne başarılarınız günü şanslı geçirdiğinizi düşünmenize yardımcı oluyor?

Ben kendi adıma günün ilk zaferini düşününce oğlumu uyandırıp onunla bir 5 dk bile olsa vakit geçirmek olduğunu anladım. Ben işe gitmek için çok olmasa da erken kalkıyorum, oğlumun da tam bir sabah sabah kuşu olması buna yardımcı oluyor. Uyanmadığı zamanlarda onu uyandırmak biraz sabah keyfi yapmak benim için iyi bir güne başlamanın sırrı.
Sizden gelenler

5.       Gün :Sade bir sabah rutini oluşturun. Bir önceki önerideki gibi yatağınızı yaptıktan sonra, sonraki 1 saat için yapmaya odaklanmak istediğiniz 5 tane aktivite bulun. Belki 5’ine birden zaman ayıramayacağınızı bilin ama en azından 2’sini başarırsanız kendinizi başarmış sayın. Ertesi gün 2 farklı aktiviteye odaklanın. Zamanlar bu günlük ritüeller sizi gün içinde de daha verimli kılacak alışkanlıklara dönüşecekler. The Minimalists için bu 5 alışkanlık: meditasyon, esneme hareketleri, okuma, bir şeyler yazma ve egzersiz yapmak. Hepsinin üzerine de bir bardak kahve iyi gidiyor. Peki sizin oluşturmak istediğiniz yeni alışkanlıklar neler?

Sabah 5 tane aktivitenin hepsini yapabilsem benimki duş/ meditasyon / makyaj / kahvaltı /oğlumla kısa bir oyun sıralamasında olurdu. Ama ancak duş ve oğluma vakit kalıyor, aslında sadece 45dk daha erken uyanmam bana diğerleri için de vakit ayıracak ama ben henüz o iradeyi gösteremiyorum.

6.       Gün: Dolabınızdaki kıyafetleri azaltarak var olanların tadını daha iyi çıkarın. Bir minimalist ne giyer? Bir minimalist en sevdiği kıyafetlerini giyer: t-shirts, jeans, etekler, takımlar ya da giymekten mutlu oldukları herhangi bir şey. Siz de sahip olmaktan hoşlandığınız bir gardrop ister misiniz? O zaman sevmediğiniz, artık size uymayan, uzun süredir bir kez bile giymediğiniz kıyafetlerden kurtularak sadece sevdikleriniz için yer açın. Nasıl mı? 90/90 kuralını deneyin. Kıyafetlerinize tek tek bakın ve sorun, “Bunu geçtiğimiz 90 gün içinde hic giydim mi?”. Eğer cevap hayırsa, gelecek 90 gün içinde giyecek miyim? Buna da cevap hayırsa o zaman onunla vedalaşın. Herkesin zamanlaması farklı olabilir, bizce 90 olan sizce 120 gün de olabilir. Belki de 6 ay. Önemli olan ne kadarlık bir zaman dilimi belirlerseniz belirleyin kendinize dürüst olmanız. Eğer sahip olduğunuz şeyler sizin bir amacınıza hizmet etmiyorsa ya da size mutluluk getirmiyorsa o zaman daha anlamlı bir hayat sürmek ya da gardrobunuzdan mutlu olmak için yolunuza çıkıyorlar demektir. Dolabınıza bir bakın, giymekten hoşlanmasanız da hangi kıyafetlerinize tutunuyorsunuz?

Bence en elimizin titrediği şeylerden biri de kıyafetler, bunun için de daha önceki yazılarımdan bir diyagram paylaştım. 


Ama yeri gelmişken bence şu yazılara da göz atmakta fayda var:

Oda oda eşyalara göz atmak için buraya tıklayın.

Direkt gardroba yönelik tavsiyeler içinse buraya tıklayın.

Ayakkabılarla ilgili bir bir öneri de burda.

Benim kendi dolap sadeleştirme hikayem için buraya tıklayın.


7.       Gün: Lütfen odanızda televizyon varsa onu odanızdan çıkarın. Bizim için bir yatağın iki işlevi vardır ve bu işlevlerden hiçbiri gece yarısı tv şovlarının tekrarlarını izlemeyi içermez. Etrafınıza bir bakın : Hayatımız multitasking/ birçok şeyi bir anda yapabilme üzerine kurulu. Herkes hayatında verimliliği arttırmak adına iPhone’lar, iMac’ler vs’lere geziyor. Multitasking kültürümüze özgü bir şey. Ama şunu anlamalıyız ki, ne kadar birçok şeyi aynı anda yapsak da, bitmez tükenmez maillere anında dönsek de, tüm mesajlara, durum güncellemelerine baksak da hiçbir zaman her şeye yetişemeyiz. Çünkü her şeyi tamamlamaya niyetlendiğinizde karşınıza sonsuz uzunlukta bir yapılacaklar listesi çıkar. Günlük hayatımızda o kadar çok uyarıcıya maruz kalıyoruz ki sakinliği yaşayabileceğimiz anlarda özellikle de yatak odasında buna sahip çıkmalıyız. Yatak odanıza sahip çıkın. Eğer yatağınızda televizyon izlemeyi, mesajlaşmayı ya da internette dolaşmayı reddetseniz ne olurdu? Bütün bunları başka bir yerde başka bir zamanda yapamaz mısınız? Yatakta tüm bunların yerine başınızı yastığınıza koyduğunuzda ya uyuyacağınızı ya da sevdiğiniz kişiyle özel bir an paylaşacağınızı bilseniz? Tek seferde tek bir işe odaklanmanın bir rahatlığı vardır. Peki sizin odanızda televizyon var mı? Onsuz hayatınız nasıl olurdu?

İlk haftayı geride bırakırken sonraki günlerde bizi nelerin beklediğini, bu serinin hayatımızda küçük-büyük ne değişiklikler yaratacağını merakla bekliyorum.


6 yorum:

  1. Yazılarınız harika, hepsini okumak için sabırsızlanıyorum, emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Ben de sizi takip ediyorum, hatta beğenmekle kalmayıp tavsiye edeyim dedim. Kendi blogumda bir yazımda sizden bahsettim, umarım hoşunuza gider.Sevgiler
    http://www.fusunkilinclar.com/hayatini-yasa/

    YanıtlaSil